Bilgi Bankası

Özel Öğrenme Güçlüğü ( Disleksi, Disleksia) Nedir ?

Öğrenme Güçlüğü         Öğrenmeyle ilgili bir sorun olarak algılanmakta ve tanıtılmakla birlikte; gördüğümüz, duyduğumuz ya da dokunduğumuz tanımaya çalıştığımız şeylerin algılanmasıyla ilgili ya da işlenmesiyle ilgili bir sorun olarak yaşanmaktadır.

 

Özel Öğrenme Güçlüğü,( disleksi, disleksia) Normal ya da normalin üzerinde zekâya sahip herhangi fiziksel problemi olmayan (İşitme, Zihinsel, Görme) dinleme, konuşma, okuma-yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan, kendini idare etme sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, standart eğitime rağmen yaşına ve zekâsına uygun okul başarısı gösteremeyen bireylerdeki durumdur.

 

Öğrenme sorunları da, pek çok sorun ya da hastalık gibi çok erken fark edilebilir. Genellikle anneler, çocukları diğer çocuklardan ya da yaşıtlarından farklı gelişiyorsa fark edebiliyorlar. Bir kısmı beklemeyi tercih ettiğinden, bir kısmı da nereden yardım alacağını bilemediğinden soruna müdahale gecikiyor. Böylece çok değerli zaman kaybedilmiş oluyor.
Öğrenme sorunlarını erken yaşta tanımada ve müdahalede, okul öncesi eğitim veren kurumlarda çalışan eğitimcilerin ve çocuk doktorlarının çok önemli rolleri vardır. Fakat yapılan çalışmalar ve deneyimler gösteriyor ki özel öğrenme güçlükleri konusu yeterince bilinmediği için, gerek anneler, gerek eğitimciler, gerekse doktorlar tarafından sorun erken fark edilse de, gereken değerlendirme ve müdahale zamanında yapılamıyor.
OKUMA, YAZMA, ARİTMETİK BECERİLERİN GELİŞİMİ
        Okuma yazma öğrenilmesi, normal gelişim aşamalarından geçmenin yanı sıra bazı becerilerin gelişmesine de bağlıdır. Okuma zor bir şifreyi çözmeye benzer ve konuşma dilini yazı diline çevirmeyi gerektirir. Bunun için de dikkat, algılama, kavrama, sıralama, canlandırma, akılda tutma, isimlendirme, analiz-sentez gibi çok çeşitli bilişsel becerilerin gelişmiş olması gereklidir.
Okuma, çocuğun sembol sistemini kullanabilmesi ile ilgili iki aşamalı karmaşık bir işlemdir.

 

Okumayı öğrenebilmek için:
* Çocuk önce objelerin isimlerini öğrenir, sonra bu isimlerin yazıldığı sembolleri(harfleri) öğrenir.
* Görsel olarak sembolleri ayırt etmesi yetmez, harflerle sesler arasındaki bağlantıyı kurabilmelidir.
* Okumayı öğrenmek çağrışımlar yapabilme becerisine bağlıdır.
* Okuduğunu anlarken görsel ve işitsel imajlar ve bunların anlamları arasında çağrışımlar yapılmalıdır.

 

OKUMANIN GELİŞİMİ:

Aylara göre okumayı öğrenmek için gerekli beceriler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.

0-6 Ay:  Sese tepki gösterme, sesler çıkarmak.
6-13 Ay:Basit ifadeleri anlamak.
19-21 ay: 20 kelimelik dağarcık.
24 Ay: 3 kelimelik cümleler kurar.
24-29 Ay: 300 kelimelik dağarcık. Vücut kısımlarını bilir. Şekil kavramı başlar.
30-36 Ay: 2 aşamalı emirleri yerine getirir.
40-48 Ay: Basit okul şarkıları söyler.
48-50 Ay: Ne, neden, nasıl sorar.
50-60 Ay: Zıt ifadeleri kullanır. Yaşını, ev adresini, telefonunu bilir.
54 Ay: Uzun hikâyeleri dinleyip anlatır.
60 Ay: Harflerin şekilleriyle ilgilenir. Genelde tüm sesleri doğru kullanır. Obje fonksiyonlarını bilir.
60-72 Ay: Geçmiş, şimdiki, gelecek zaman kullanır. Bilgi almak için soru sorar. Sağını solunu ayırt eder. Harf sesler arasındaki ilişkiyi kavrar.
60-80 Ay:  Anlayarak okumaya başlar.
YAZMANIN GELİŞİMİ:

Yazmak sembolik iletişim kurma becerisidir.

Yazmayı öğrenmek için:
o Araç(kalem) kullanarak sembollerle dili ifade edebilme becerisinin,
o İnce-motor becerinin,
o El-göz koordinasyonunun,
o Sıralama becerisinin,
o Dikkatini bir iş üzerinde yoğunlaştırabilmenin,
o Görsel, işitsel, mekansal algının yaşına uygun olgunlukta olması, ve
o El tercihinin yerleşmiş olması gerekir.

 

ARİTMETİK BECERİLERİN GELİŞİMİ:
         Normal gelişen çocuklar, gelişim basamakları içinde matematik becerileri de sırayla kazanırlar. Çocukların aritmetik işlemlere başlamadan önce belirli gelişim aşamalarından geçmesi gereklidir. Örneğin miktar kavramı, aradaki farkı kavrama aritmetik işlemlerin ön koşuludur. Çocuk önce her rakamın belli obje sayısını temsil ettiğini, sayıların parçalardan oluşan bir bütünü temsil ettiğini öğrenir. 7 sayısı, (4 ve 3)ya da (5 ve 2) sayılarının bileşimidir. Çocuklar ancak bunları anladıktan sonra problem çözebilirler.

Bazı çocuklar Piaget’nin işlem öncesi döneminde kalırlar. Bu beceriler konuşulan dil ile de bağlantılıdır ve matematiksel simgeler, çizimler(somut) ile matematiksel düşünme(soyut) arasında bir köprü görevi görür. Matematiksel dil edinilmesi de, konuşulan dil, dinleme, okuma-yazma becerileriyle yakından ilişkilidir.
Bireyden kaynaklanan öğrenme sorunları arasında yer alan özel öğrenme bozukluğu (learning disorder / dyslexia) olan çocuklar, yukarda sayılan okuma, yazma, matematik becerilerinin gelişmesinde sorunlar yaşarlar. Bu beceriler okul öncesi dönemde geliştiği için bu vakaları okul öncesi dönemde tanımak mümkündür.

 

ERKEN BELİRTİLERİ

Geç Konuşmak
Sözcük bulmada isimlendirmede güçlük,
Yetersiz sözcük dağarcığı
Telaffuz sorunları
Temel sözcükleri karıştırmak ( Koşmak, yemek, vermek gibi)
Sözcük, hece çevirmek (Mavi yerine vami, sifon yerine vison gibi)
Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük
Harf ses ilişkisi öğrenmede güçlük
Kafiyeli sözcüklerde güçlük
Sayı, renk, harf öğrenmede güçlük
Geometrik şekilleri çizmede güçlük
Dikkat ve konsantrasyon güçlükleri
Yön karıştırmak (Kitabı ters tutmak gibi)
Yaşıtlarıyla ilişkilerde güçlük
Zaman ve mekân sorunları
El tercihinde gecikme
Koordinasyon güçlüğü (Bisiklet sürmek, ip atlamak)
Kazaya yatkınlık ve sakarlık
Bu belirtiler özel öğrenme güçlüğü (disleksi, disleksia) riski taşıyan çocuklarda sık görülen özelliklerdir.
Bu belirtilerden birkaçını gösteren çocuğa yaşıtları düzeyine erişmesi için destek eğitim verilmelidir.
Erken tanı konulduğu ve yardım aldığı oranda çocuklar yaşıtlarına yetişebilmekte ve gerçek potansiyellerini gösterebilmektedirler.
ERKEN TANI
5-7 yaş okuma öğrenme yeteneğinin geliştiği dilimdir. Bu nedenle riskli çocukları özellikle okul öncesi dönemde dikkatle izlenmesi gerekir. Genellikle özel öğrenme güçlüğü, öğrenme bozukluğu ilkokula başlayınca ortaya çıkar. Ancak okul öncesi dönemde erken belirti gösteren çocukları(riskli çocuklar) öğrenme bozukluğu açısından değerlendirilmesi, erken tanı ve terapi için önem taşır. Öğrenme bozukluğu olan vakalarla ülkemizde yapılan bir araştırmada yalnızca %6.6 oranında doğru tanı konulduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, konunun çok iyi bilinmediğini ve ailelerin konunun uzmanını bulmakta güçlük çektiklerini düşündürmektedir. Sorunun aile tarafından fark edildiği yaşta(6;9) öğrenme bozukluğu tanısının konulduğu yaş(7;11)arasındaki fark anlamlıdır. Erken tanı konulduğu ve yardım aldığı oranda çocuklar yaşıtlarına yetişebilmekte, gerçek potansiyellerini gösterebilmektedirler. Bu bulgu, bu çocukların erken tedaviden yararlanma fırsatını kaçırdığını da göstermektedir.

 

PSİKO-PEDAGOJİK DEĞERLENDİRME
Değerlendirmenin 3 hedefi olmalıdır:
1. Güçlükler(görsel/ işitsel algı, motor koordinasyon, sıralama, organizasyon, hafıza)
2. Farklılıklar
3. Tutarsızlıklar belirlenmeli.
Tek başına hiçbir yöntem yeterli veri sağlamıyor. Tanı ve terapide mutlaka aile ve öğretmenle işbirliği yapılmalı.
Psiko-Pedagojik değerlendirme anne-babayla, çocukla, varsa okul rehber öğretmenleriyle görüşülür. Hangi alanlarda bozukluklar olduğunu saptamak amacıyla çeşitli test tekniklerinden yararlanılır.

Şu alanlar değerlendirilir.
Gelişim
Zekâ
Görsel, İşitsel, Mekânsal algı
Okuma-Yazma-Matematik becerileri
Davranış

 

PSİKO-PEDAGOJİK MÜDAHALE/ÖZEL EĞİTİM
o Tanı ve değerlendirmeden elde edilen bilgilerle oluşturulan özel eğitim programları uygulanır.
o Program bireyselleştirilmiş olmalıdır.
o Her vakanın gereksinimine göre farklı yaklaşımlardan yararlanılır.
Yaralanılacak bazı programlar:
* Konuşma terapisi
* Problem Çözme Becerisini Geliştirme Teknikleri
* Aile terapisidir.

 

AİLEYE ÖNERİLER;
1. Öğrencinin öğrenmesine ket vurabilecek uyaranların azaltılması ve çevreden arındırılması gerekmektedir.(Çocuğun ders çalıştığı odadaki parlak dikkat çekici uyaranların kaldırılması)
2. Çocuğa çalışma becerilerini kullanmasını sağlayıcı ev egzersizleri yaptırılması gerekir.(Günlük hazırlık ve temizlik işlerine katılma)
3. Özel öğrenme güçlüğü (disleksi, disleksia) gösteren çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından onlara evde birtakım sorumluluklar verilip başarıları ödüllendirilmelidir.
4. Bu çocuklar için dikkat egzersizleri uygulanabilir. (Boncuk dizme)
5. Öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun olumsuz davranışlarını azaltmak için davranış değiştirme tekniklerinden yararlanılır.(Olumsuz davranışını ve söylediği olumsuz şeyleri önemsememek vb)
6. Öğrenme güçlüğü olan çocuk doktora götürülmeli fizyolojik problemi varsa tespit edilmelidir.
7. Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklarda görsel ve işitsel algılama problemi vardır. Bu çocukların görsel ve işitsel algı yeteneğini geliştirin.
Değerlendirme için çocuk psikologuna yada özel eğitim merkezlerine başvurabilirsiniz. Bunun için uygulanan testler mevcuttur. Sitemizde geniş bilgiye yer verilmektedir.

 

Görsel Algılama Becerilerini Geliştirme Yolları
Eşyaları sınıflandırma faaliyetleri;
(eşyaların renklerine, büyüklüklerine, cinslerine göre kümeleme)
Ayırt etme faaliyetleri; bu çalışmalar resimler, geometrik şekiller ve desenli malzemeler kullanılır.
Hafıza oyunları: bu oyunlarda değişik tip eşyalar kullanarak bunların çocuğa neyi hatırlattığı veya bunları görünce ne hissettiği sorulur.
İşitsel Algılama Becerilerini Geliştirme Yolları
Gözlerini kapayarak hatırlatma oyunları oynatma ( El çırparak “ellerini kaç defa çırptım” diye sorunuz.) Hatırlatma oyunları iki, üç veya dört etaplı olabilir. Mesela “mavi kitabı al, masanın üzerine koy.”

Cümle tamamlama oyunları (“sirkte neler işittin? İlk defa ne işittin ve sonra işittiğin neydi?”

Tanıma, ayırma ve lokalizasyon (geldiği yeri belirleme) faaliyetleri; su sesi, kapı sesi(çarpma şeklinde) köpek havlaması, kedi miyavlaması gibi her gün her yerde duyulabilen sesleri kullanarak “bu sesleri tanıyabiliyor musun?” “hangi seslerin aynı ve hangilerinin ayrı olduğunu” “bu seslerin hangi taraftan geldiğini” söyle bakalım.

 

Öğretmene Öneriler
1. Bu çocuklara çalışma becerilerini kullanmayı geliştirici ev egzersizleri verilmelidir.(Ders tekrarı yapması)
2. Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
3.Özel Öğrenme güçlüğü ( disleksi, disleksia) gösteren çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
4. Görsel algılama problemi olan özel öğrenme güçlüğü ( disleksi, disleksia) olan çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir. Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
5.Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır. İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir. Bu duruma dikkat edilmelidir.
6.Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir. Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
7. Özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir. Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
8. Özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir.Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
9. Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf  içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
10. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir. Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine “bu parçaya neden çalışıyorum” sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
11.Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.

 

Özel Öğrenme Güçlüğünün Nedenleri

Doğum Öncesi: Yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanma, vitamin eksikliği, alerjiler

Doğum Sırasında: Uzun ve zor doğum, plasenta ve göbek kordonu anormallikleri, doğum aletlerinin verdiği zararlar, beyin hasarı

Doğum Sonrasında: Doğumdan sonra nefes almaya başlayıncaya kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe, tümör

Kalıtsal bozukluklar: Ailelerde özel öğrenme bozukluğu olan başka kişilerinde olması,kan uyuşmazlığı

 

Özel Öğrenme Bozukluğunun Çeşitleri

 

1-Disleksi(okuma sorunları):

a)disfonik disleksi: İşitsel kavrama ve ayırt etme becerilerinde bozukluk vardır. Dil ve sözlü ifadelerde güçlük çekerler.

b)disidetik disleksi: Zihinde canlandırma yeteneği bozuktur. Harflerin sıralanışını karıştır, ters çevirir, günleri ayları sırayla söyleyemez.

2-Disgrafi(yazma sorunları): P,D,B,C,H,Y,S,Z,U gibi harfleri yazarken karıştırır ve ters yazar. Bazı harfleri unutur bazılarını fazladan ekler.

3)diskalkol (matematik sorunları): Sayıları bozuk yazar, sıklıkla yer değiştirir, işlemleri bozuk sırada yapar, geometrik ilişkileri kavramada zorlanır, aritmetik sembolleri tanımada zorlanır.

 

 

 

Kaynakça
Doç Dr. Ümran KORKMAZLAR
Oral Pedagog – Psikolojik Danışman

Down Sendromu Nedir ?

Down Sendromu

Down Sendromu        Anne ve babalar çocuklarına kendi kalıtsal özelliklerini yumurta hücreleri ile verirler. Bu hücreler anne ve babadan aldıkları bir takım (23) kromozom aracılığı ile bu görevi yaparlar. Anne babanın eşit katkısıyla 46 kromozomlu normal

döllenmiş yumurta olur ve bu çocuğu oluşturur. Bazen yumurta hücresi oluşurken bir  hata, anne babanın 23 yerine 24 kromozom taşıyan bir hücre vermesine neden olur. Bu diğer ebeveynden gelen yumurta hücresiyle birleşince sonuçta 47 kromozom taşıyan döllenmiş yumurta ve gelişim sonucunda fazla kromozom taşıyan bir çocuk oluşur. Bu fazla kromozom (47. kromozom) gelişimindeki bilinen özellikleri yaratır. Hamilelikte yaşanan hiçbir durum bunun sebebi değildir.

Down Sendromunu iyileştirecek yada Down Sendromlu olma etkilerini yok edecek herhangi bir tıbbi tedavi şekli yoktur. Tek çare eğitimdir(6. Dünya Down Sendromu Kongresi Sonuç Bildirisi, Madrid, 1997) Özellikle erken yaşlarda başlanılan eğitim bu çocukların normal ilköğretim okullarına gidip, kaynaştırma eğitimine uyum sağlayacak bireyler olmalarını sağlamaktadır.

 

DOWN SENDROMUNUN HAMİLELİKTE TESPİTİ
Hamileliğin 14-16 haftalarında anne rahminde çocuğu (cenini)çevreleyen amniotic sıvıdan alınan örneğin analizi yoluyla, çocuğun kromozom bozukluğu gösterip göstermediği belirlenebilmektedir.Oldukça kolay ve ucuz olan analiz işleminin anne için riski %1 kadardır.

DOWN SENDROMU ÇEŞİTLERİ
TRİSOMY 21: 21 numaralı kromozom çift değil üç tanedir. Dolayısıyla kromozomların toplam sayısı 46 olması gerekirken 47 olması durumudur. Down hastalığı gösterenlerin %95’i bu grupta yer almaktadır.
MOZAİK(Mosaicism): Down hastalığı gösterenlerin %1-2’sini oluşturan bu tipte bazı hücreler normal iken bazıları 3 kromozom taşımaktadır. Yani bazı hücrelerde 46,bazılarında ise 47 kromozom bulunmaktadır.
TRANSLOKASYON(Translocation): 21 numaralı kromozomdaki ek kromozom başka bir kromozomla birleşmektedir. Bu durumda toplam kromozom sayısı yine 46 olmaktadır. Ancak bu kromozomların düzeni bozuktur. Down hastalarının % 3,5’ini bu tipte olanlar oluşturmaktadır.            Down hastalığı olan çocukların çoğunun orta derece zihinsel engelliler grubunda (40–34) olduğu görülmektedir.  Mozaik tipine giren çocukların ortalama zeka bölümü puanları diğer tiplere göre daha yüksektir.

 

DOWN SENDROMUNUN TİPİK BELİRTİLERİ
Down Sendromlu çocuklarda görülen tipik belirtiler vardır. Ancak bu belirtilerin tamamının herhangi bir çocuk üzerinde görülme olasılığı mümkün değildir.
1.Zekâ bölümü genellikle 30–50 arasındadır.
2.Kafaları ufaktır. Buna paralel olarak beyinleri ufaktır.
3.Yüzleri oval ve yassıdır. Burun kemikleri gelişmemiştir. Burun düz ve göz çukurları yumurta biçimindedir.
4. Sıklıkla göz bozukluklarına rastlanır.
5.Genellikle geç diş çıkarırlar. Dişleri ufak ve dizilişleri uygun değildir.
6.Genellikle dilleri büyüktür. Sıklıkla ağızdan dışarı doğru sarkar.
7.Genellikle boyunları geniştir. Boyunlarının yan tarafındaki deri gevşektir.
8.Ayak ve eller kısa, geniş, düz ve kare biçimindedir.
9.Saçları genellikle dik, ince ve düzdür.
10.Üreme organları genellikle gelişmemiştir.
11.Boyları kısadır. Özellikle yaşamlarının ilk üç yılında büyüme yavaştır.
12.Derileri esneklikten yoksundur. Kolayca gevşer ve sertleşir.
13.Genellikle konuşmaları düzgün değildir.
DOWN SENDROMU OLAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

Dil öğretiminde çocuğa özel dil programının planlana bilmesi için her çocuğun öğrenme becerisinin, zayıf ve güçlü yönlerinin bilinmesi gereklidir. Buna göre Down Sendromlu çocukların öğrenmeleriyle ilgili özelliklerini şöyle açıklayabiliriz:

 

İşitmenin Önemi ve İşitme Becerileri
Çevremizdeki bütün bilgiler, bize duyularımız yoluyla gelir. Yani görme, duyma, koklama, tat alma ve dokunma duyularımızla çevremizi algılarız. Eğer bu duyulardan bir tanesi yetersiz çalışırsa, bununla ilgili algılama eksik olacak ve gene bu duyuya bağlı olan öğrenme olumsuz etkilenecektir.
Down Sendromlu bireylerin işitme bozukluklarına, bu sendroma adını veren John Langdon Down 1887 yılındaki bir konuşmasında yer vermiştir. Onun önerisi konuşmanın kural olarak geciktiği bu bireylere bu güçlüğün üstesinden gelinebilmesi için ağız, jimnastiği yapılması, bunu takip eden taklit becerilerinin geliştirilmesi ve tek heceli sesleri somut anlamlarıyla beraber öğretilmesiydi.
Bir çocukta konuşmanın gelişe bilmesi için çocuğun çevresinde konuşulan dilin bütün seslerini net olarak duyabilmesi gerekir. Bu Down Sendromu olan bireylerde her zaman mümkün değildir. Çünkü Down Sendromu olan çocukların %80’nide çeşitli derecelerde işitme kaybı vardır ve bu işitme kaybı tiplerinden bir tanesi iletim tipi işitme kaybıdır, kulak yollarının küçük ve dar olması nedeniyle Down Sendromlu çocuklar sık sık kulak enfeksiyonu geçirirler. Kulaktaki bu enfeksiyonlar veya sıvı ve kulak kirinin birikmesi sesin etkili ve sürekli olarak iletilmesini önler. En sık görülen nedeni otitis media (Orta kulak) iltihabına bağlı işitme kaybıdır.
İletim tipi işitme kaybı sadece sesleri duymayı etkilemez. “İşitme Algısı” ve “Dinleme Becerisi” de bundan etkilenir. Eğer çocuğunuz sesleri bir duyup bir duymuyor ise bunlara kulak kabartıp dinlemeyi öğrenemez. Örneğin sokaktan geçen bir arabanın olduğunu algılayabilmek için, bu arabanın sesinin sürekli duyulması gerekir. Oysa Down Sendromlu çocukların çoğu kulakla ilgili problemlerin nedeni ile bu sesleri bir duyar bir duymazlar. Bu durum çocuğun kendi diline ait sesleri, konuşma seslerini geliştirme becerisini (fonolojik gelişim) etkilemektedir.
Down Sendromu olan çocuklarda görülen başka bir tip işitme kaybı da duyu sinirlerine, (sensorineural) bağlı işitme kaybıdır. Bu daha kalıcı bir işitme kaybıdır. İşitme sinirleri veya iç kulaktaki zedelenmelerle olur. Bu tip işitme kaybı olan çocuklar işitme aletine gereksinim duyarlar.
Üçüncü tip işitme kaybı ise karışık tiptedir. Yani yukarıdaki bu iki tip işitme kaybı bir arada söz konusudur. Bu nedenlerden dolayı düzenli olarak KBB doktoruna gidilmesi ve aralıklarla işitmenin ölçülmesi gerekir.
Konuşma ve dil gelişimi açısından çok önemli olan bu iyi duyma becerisinin başlangıçtan itibaren güçlük çıkartması, bunu telafi edecek iyi durumdaki duyuların (görme), dil öğretiminde kullanılmasına neden olmuştur. Bu yüzden Down Sendromlu çocuklara konuşma ve dil görsel yolla öğretilmektedir. Erken eğitim programlarında öğretilmesi gereken ilk becerilerinden bir tanesi “sese karşı tepki ve duyarlılık” göstermelerini sağlamaktır. Bu sesler ev dışı sesler olabilir( araba, tren, ezan, oynayan çocuklar gibi) veya ev içindeki sesler olabilir(kapı, su, çamaşır makinesi gibi). Bebeğinizin bu seslere tepki geliştirebilmesi için başlangıçta bu seslere dikkat çekmeniz ve sesin kaynağına gidip bulma oyunu oynamanız yerinde olur. Veya bebek oturacak kadar büyüdüğünde, bebeğin iki yanına koyacağınız örtülerin veya kutuların altına sesli oyuncaklar saklayıp (çalar saat, müzik kutusu gibi) sesi bulma oyunu oynayabilirsiniz.Bebeğinizin sesten tarafa olan sevinerek ve alkış teşvikiyle karşılayın.Uygun örtüyü açtığında da oyuncağı ile bir süre oynamasına izin verin.Başlangıçta bebeğiniz her şeyi sizin yardımınızla yapacaktır.O hazır olduğunda yardımı yavaş yavaş çekip, becerilerinin daha özgür gelişmesine olanak vermek gerekir.

 

Görme Becerileri
Çocuklar dili “nesnenin adı” olarak öğrenirler.Yani bir kedinin adını öğrenebilmesi için çocuğun yüzüne bakıp, kedi kelimesinin nasıl söylendiğini görmesi kadar, kediyi de net olarak görmesi gerekmektedir.
Down Sendromlu çocuklarda zayıf ve bulanık görme söz konusudur.Zayıf görme benzer nesneleri ayırt etmeyi güçleştirir.Çocukların bebek ve ayıyı, top, elma, portakal ve domatesi, kedi ve köpeğin resimlerini görünce karıştırdıklarına tanık olduk.
Görmeyle ilgili güçlükler  %20-30 şaşılık, %30-50 miyopik ve %20-30 hiperopia şeklinde dağılım gösterir.Konjenital katarakt yeni doğanların %3’ünde görülmektedir.Bu çocukların düzenli olarak göz muayenelerinin yapılması gereklidir.

 

Dokunma Duyuları
Bebekler dokunma duyularıyla ve dokunarak çevrelerinden çok şey öğrenirler. Bebek eline yeni bir oyuncak olduğunda onu hemen ağzına götürür. Ağız etrafından duyum alma, özellikle konuşma gelişimiyle ilgilidir.
Down Sendromlu olan çocukların duyularından gelen uyarımları fark etmeleriyle ilgili güçlükleri vardır. Örneğin çocuğunuz yemek yerken dudaklarından yanaklarında veya dişlerinde kalan yiyecek kırıntılarını fark etmeye bilir. Dilini bu kalan yiyecek parçalarını temizlemek için kullanmaya bilir. Veya dilinin nerede olduğunu fark edememe, özellikle çocuğun belli konuşma seslerini çıkarması dilini yönlendirerek göstermeniz gerekir. Bu ses pozisyonun pek çok tekrarla, yerleşene kadar geliştirdiklerine ve zorlandıkları sese gelince, doğrunu söyleyene kadar uğraştıklarına tanık olduk.
Down Sendromlu çocuklarda dokunulmaya karşı iki türlü tepkiye rastlanır. Bunlardan biri aşırı tepkililiktir (Bypersensitivity). Dokunulmaya bu türden tepkileri olan çocuklar ağızlarına, yüzlerine dokunulmasına izin vermezler. Bu çocuklarla ayna karşısında yapılacak olan ağız-dil-dudak jimnastiğin de güçlük yaşanabilir. Çocuğu doğrudan ayna önü çalışmalarına başlatmadan önce bir süre birlikte çalıştığınız masanın yanında aynayı tutarak ve ara sıra bakarak çocuğun aynaya alışmasını sağlamak yerinde olur. Aslında Down Sendromlu çocukların aynaya bakmayı çok sevdikleri ama amaç ayna önünde dil jimnastiği yapmak olduğunda bunu bazı çocukların kolay kabul edemediklerini biliyoruz. Bu tür çocuklarla çalışırken dil jimnastiğinin yapılacağı yerlere sevdiği türden tatlılar çalışmayı kolaylaştırır.
Dokunulmaya karşı aşırı hassaslık yeme alışkanlığında çocuğun sınırlı miktarlarda yemek yemesini bazı yiyeceklerin dokusundan kaçınılması, karışık tatlar yemek istememesi olarak ortaya çıkabilir. Bu  türden yeme problemini kalp rahatsızlığı olan Down Sendromlu  çocuklarda da görmekteyiz, fakat onların durumlarında çiğnemek veya emmek çok yorucu bir hareket olduğu için çocuk bundan kaçmaktadır. Günlük aktivitelerde ise çocuk yıkanmayı, yüzünün silinmesini, dişini fırçalamayı sevmeye bilir. Dokunulmaya karşı aşırı hassas çocuklar dokunulmaya olumsuz ve heyecanlı tepkiler verebilirler.
Dokunulmaya karşı başka bir tepki türü ise az tepkililiktir(byposensitivity). Az hassasiyet çocuğun ağzına fazla miktarlarda yiyecek alması, yeteri kadar çiğnememesi, yerken ağzının kenarlarında yiyecekler kalması olarak gözlemlenebilir. Down Sendromlu olan çocuklarda sıkça rastladığımız diş gıcırdatma, parmak emme, oyuncak ısırma ağız içi uyaran ihtiyacını göstermektedir. Parmak emen çocuklara kuru bir diş fırçasıyla diş etlerine, yanak içlerine masaj yapmak bu ihtiyacı gidermektedir. Bebeklikte ağza ve ağız içine uygulanan masajlar koruyucu niteliktedir.

 

Duyuların Bütünleşmesinin Önemi
Sıradan gelişim basamaklarını izleyen çocukların ve yaşarak geliştirdikleri konuşma ve dil becerisinin büyük bir bölümü aslında, duyularımızdan gelen uyaranların işlenmesi ve bir araya getirilmesi becerisidir. Bir çocuğun duyduğu bir kelimeyi tekrar edebilmesi için bu kelimeyi oluşturan bütün seslerin eksiksiz olarak duyması, sonra bu seslerin çıkartılması için uygun dudak ve dil hareketlerini bilmesi gereklidir. Buna söyleyeceği kelimenin dış dünyadan hangi nesneyi temsil ettiğini bilme becerisi de eklenir. Bu çok çeşitli duyulardan gelen uyaranları organize etme ve bunları günlük yaşantıya geçirme becerisine duyuların bütünleşmesi denir. Bu bilişsel beceri kendisini davranışlarda ortaya çıkartır.
Down Sendromlu olan çocuklar dışarıdan birden fazla duyudan gelen uyarımı, bir seferde işlemekte güçlük çekerler. Eğer aynı anda bir işi yapmaları ve dinlemeleri istenirse bunları yapmakta güçlük çekecektir. Dikkatlerini bir yönde toplamayı, dinlemeyi, bakmayı ve tepki vermeyi öğrenmeleri için yardıma ihtiyaçları olacaktır. Çevreden gelen her türlü ses, gürültü, görsel uyaran veya konu, belli bir şey üzerindeki dikkatlerini dağıtabilir. Duyuların bütünleştirilmesindeki güçlük sadece iletişim becerisinin gelişmesini değil, aynı zamanda başka alanlardaki öğrenmeyi de güçleştirir.

 

DOWN SENDROMLU ÇOCUKLARIN DİL GELİŞİMLERİNİN ÖZELLİKLERİ

 

Dil Öncesi Gelişimi
Annenin bebeğini kucağına lamasıyla birlikte bebekle iletişim başlar. Down Sendromlu olan bebeğinizin size verdiği tepkiler yavaş olabilir. Bebeğin izlemesi tepkisini organize edebilmesi için biraz zaman ihtiyacı olacaktır. Ayrıca bebeğiniz çok talep kar bebekte olmaya bilir. Erken eğitim çağındaki bebeklerin ailelerine, bebeklerini bu dönemde kendi haline bırakmamalarını, sürekli onunla meşgul olan, oynayan ve konuşan birilerinin olmasını ve anne ve babanın uyarıcı yeteneklerini geliştirmeleri önerilir.
Genellikle kalabalık ailelerde yetişen Down Sendromlu çocukların, çocuğa karşı aile büyükleri tarafından farklı ve tutarsız davranışlar uygulanmadığı takdirde, çok daha sosyal ve tepkili olduklarını gösterdi. Sıradan gelişim basamaklarını izleyen bebeklerin konuşma öncesi heceleme sesleri üç saniyede biterken Down Sendromlu bebekler bunu daha uzun bir sürede beş saniyede bitirmektedirler. Bu heceleme sesleri konuşmaya temel oluştururlar. Down Sendromlu bebekler karşılıklı itkileşim içerisinde pek gelişimci değillerdir ve temel dil gelişimlerini geliştirmekte yavaştırlar.

 

Gülümseme
Bebeğiniz yüzünüze bakması, gülümsemesi ve kahkaha atması en temel iletişim becerilerindendir. Bebeğiniz beklenenden biraz geç gülümseye bilir onunla oynayarak, gıdıklayarak gülümsemeye cesaretlendirebilirsiniz. Bu oyunlarda siz ve bebeğiniz gerçekten iyi vakit geçiriyorsanız iletişim gerçekleşmiş demektir.

 

Heceleme
Bunlar konuşma benzeri hecelemelerdir(“baba” “dadada” gibi). Bu sesli ifade bir durup bir başlar. Down Sendromlu bebeklerde de hecelemede normal gelişim basamakları izleyen bebeklerin aynı ritmik organizasyonuna sahiptir. Fakat süresi biraz daha uzundur(5 Sn).

 

Sıra Takibi
Bebeğinizin konuşma için temel olan bu becerisini geliştirmek için el kuklaları kullanıp, onları sıra gözeterek konuşturabilirsiniz. Bu beceri etkili bir konuşma ve iletişim için zorunludur. Çünkü karşılıklı konuşmalarımızı biz dinleme ve konuşma sırası içerisinde gerçekleştiririz. Aksi takdirde iletişim başarılı olmaz.

 

Göz kontağını Kullanmayı Geliştirme
Çocuğunuzun göz kontağını iletişim olarak kullanması için yönlendirin. Baktığı şeyleri verin veya onlar hakkında konuşup bilgi verin. Daha büyük çocuklarla çalışırken çocuğun size bakması için gözlük, şapka veya ilginç aksesuarlar takabilirsiniz. Konuşurken her zaman önce göz kontağını  kurun sonra konuşun.

İlk Kelimeler
Down Sendromlu olan çocuklarda konuşma gecikir. Bu çocuklar üç yaşlarından önce, gündelik kelimeleri çok iyi bildikleri kelimelerde olsa, kullanmakta zorlanırlar. Bunun kısmen beyindeki kontrol mekanizmasıyla ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Motor gelişim ve planlı iş gör4me becerisindeki gecikme karakteristiktir ve bununla konuşmanın gecikmesi arasında bir ilişki söz konusudur.
Çocuklar konuşmaya tek tek kelimelerle başlarlar. Bu ilk kelimeler çevrelerindeki kişilerin adları, nesnelerin adları ve günlük hayatta olan olayların adları olabilir. Bunlar belli bir sayıyı bulduğunda çocuk bunları birleştirir ve tümceler oluşturur. Down Sendromlu çocuklarda anlama(alıcı dil) her zaman ifadeden ileridedir. Yani çocuk her durumda ifade ettiğinden fazlasını anlar. Kelime öğrenme becerileri güçlüdür. Down Sendromlu bir çocuk eğer işitme kaybı yok ise beş yaşlarında kelimeleri ve tümceleri dil bilgisi kurallarına uygun olarak kullanabilir. Fakat bu yaşa kadar çocuğun konuşmasını beklemek erken eğitim olanaklarının kaçırılmasına sebep olar.
Diğer taraftan daha karmaşık dil bilgisi kurallarını, fiil çekimlerini ve soru şekillerini anlamada güçlükleri olduğu bilinmektedir. Fiş okuma çalışmaları gibi bu anlamda çok yararlı olabilecek veya öğrenme güçlüğünden dolayı dili kazanma güçlüğü çeken çocuklara Türkçe’yi öğretecek herhangi bir dil gelişimine yönelik çalışma henüz yoktur. İngiltere de özel eğitim ihtiyacı içerisindeki çocuklara İngilizce yi oyunlar yoluyla öğreten Derbysbire Dil Programı sınırlı şekilde, dil gelişimini destekleme amaçlı kullanılabilmektedir.
Down Sendromlu çocuklarda bilişsel bozukluğu bağlılık oranında dilin semantik gelişimi geridir. Buna rağmen çocuklarla yapılan fiş okuma çalışmaları sırasında Down Sendromlu çocukların semantik kurallar kullandıkları görülür. Ellerine tümce fişleri verilen çocuklar sesli olarak okuyamadıkları kelimelerin yerlerine daha rahat söyleyebildikleri eşanlamlı sözcükleri kullanırlar(“tuvalet” yerine “çiş”, “şükran” yerine “anne” gibi).
Dilin prakmatik kullanımı söz konusu olduğunda Down Sendromlu çocukların selamlaşma, tebrik etme gibi becerileri alışkanlık haline getirip kullandıklarını bilmekteyiz. Gene sosyal olarak çok iyi ilişki kural Down Sendromlu çocukların bu becerilerini geliştirmeleri öğretilebilir. İstemenin öğretilmesi üzerinde durduğumuz başka bir sosyal beceridir. Çocuğunuza sosyal kurallar içerisinde bir şeyi talep etmenin yolunu, yapamadığı bir şey olduğunda da yardım istemeyi öğretebilirsiniz. Bunları çok iyi yaptıklarını göreceksiniz.

 

Ağız-Motor Egzersizleri
Telaffuzun iyi olması konuşma organlarının boyutlarını, pozisyonuna ve etkili çalışmasına bağlıdır. Çocuğun konuşma sesleri için gerekli ağız-dil hareketlerini doğru yapamıyor olması kelimelerin netliğini etkiler. Konuşmaya henüz başlamamış çocuklar için geliştirilmesi gereken en önemli beceri katı gıdaları çiğneme, üfleme yapmak ve dili kontrollü olarak kullanabilmedir. Çocuğunuzu çiğnemeye cesaretlendirmek için yiyeceklerin ağzının ortasına değil yanlarına koyun, böylece dili daha fazla hareket edecektir. Ağzı kapalı tutma alışkanlığı düzenli solunum için öğretilmelidir. Down Sendromlu çocuklarda dişler geç çıkar, bazı çocuklarında damakları kubbelidir. Bu durum dil hareketlerini ve sesin kalitesini etkiler. Dil normalde olandan daha az hareketlidir. Bu yüzden Down Sendromlu çocuklar ağız-motor egzersizleri yapılması yararlı olur.

 

Dudaklar İçin Egzersizler
Dudaklar tükürüğün kontrolü, yutma ve üfleme becerileri için olduğu kadar, ses çıkartmak için de önemlidir. Bazı konuşma seslerinde dudakların ileri doğru büzülmesi, bazen de tam olarak ta yayılması gerekir. Çocuğunuzun bir dudak hareketinden başka bir dudak hareketine hızlı ve seri olarak geçebilmesi onun konuşmasını daha anlaşılır yapacaktır. Bunun için çocuğunuzla ayna karşısında “öpücük” verme hareketi ve “gülme” hareketlerini deneyebilirsiniz. Aynı şekilde “oo” ve “ii” seslerini birbirleri arkasına çıkarmakta dudakları için iyi bir egzersizdir. Bazen çocuklar ağızlarını tam olarak kapatamadıkları için sürekli tükürük akıtırlar. Bu durumda çocuğun dudaklarını ruj la boyayarak ağzın açık ve kapalı durumlarında kağıt üzerine baskı çıkartmak çocuğun ikisi arasındaki farkı ayırt etmesine yardım edecektir.

 

Dil İçin Egzersizler
Dil konuşma becerisi kadar çiğneme, yalama ve yutma içende önemlidir. Konuşma sırasında dil öne arkaya, yukarı aşağı çabuk hareket etmelidir ki, sesler doğru olarak çıksın. Dil egzersizleri sırasında baş ve çenenin hareket etmiyor olmasına dikkat edin. Eğer hareket ediyorsa dil görevini yeteri kadar yapmıyor demektir.

 

Konuşmayı Etkileyen Fiziksel Özellikler
Down Sendromlu olan bireylerde fazladan olan kromozomun, beyni ve onun gelişimini nasıl etkilediği hala tam olarak bilinmemektedir. Ama bazı bilinen verilerde, bizim durumu açıklamamıza yardım ediyor. Örneğin Down Sendromlu olan bir bebeğin tepki vermede yavaş olmasının sinir sistemiyle ilgili olduğu, göz kontrolünün zayıf olmasının, göz kaslarındaki gevşeklikle ilgili olduğu söylenir; buda kısmen göz kontağı kurmadaki gecikmeyi açıklamaktadır. Gene bebeğin bize verdiği cevapların geç olması, beyninin bilgiyi işlemek, organize etmek ve cevap üretmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Down Sendromlu insanlarda görsel hafızanın işitme hafızasından daha güçlü olduğu el işaretleri kullanmanın, yazılı kelimelerin(fişler), resimlerin hafızada daha iyi kalacağı önerilmektedir. Aynı zamanda işaret sisteminin öğretilmesi bilgiyi görsel yolla vereceğinden öğrenme süresini destekleyecektir.
Down Sendromlu bireylerde yüz ve ağız kaslarının gevşek olması dil, dudaklar ve çenenin hareketlerini etkilemiştir. Bu konuşmanın anlaşılabilirliğini yani telaffuzu doğrudan etkiler. Dil- dudak- çene egzersizlerinin ağız kaslarının birlikte çalışabilirliğini arttırması açısından yararlı olur. Ayrıca çocuğu erken yaşta katı ve pütürlü yemeğe alıştırma iyi bir çiğneme becerisi, anlaşılabilir konuşmanın yolunu açar.
Down Sendromlu bireylerde dilin boyutlarına göre ağız küçüktür. Bu yüzden dil ağızdan dışarı çıkma eğiliminde olduğunda, dil kontrolünü arttıracak egzersizler yararlı olur. Ayna karşısında çocuğunuza ağzını kapatmayı öğretebilirsiniz çocuklarla ağız kapama çalışmaklarında büyük çocuklar doğrudan uyarıya uydukları halde, küçük çocuklar bunu oyun olarak algılamış, anne ve babalarının dikkatini çekmek istedikleri zaman, dillerini dışarı çıkarmışlardır.
Ses tellerinin yapısı hareketleri itibari ile ses tonlamalarında, ses perdesinin esnetilmesinde güçlükleri olabilir. Bunun için “kulaktan kulağa” oyunu, çocuğunuza sesini ayarlama becerisi kazandıracaktır. Down Sendromlu çocuklarda iki türlü ses bozukluğuna rastlanır. Çocuklar ya çok yüksek sesle hatta bağırma tonunda konuşmakta veya çok kısık ve duyulması mümkün olmayan bir ses tonunda konuşmaktadır. İkinci türden ses bozukluğu çocuğun dil öğretiminden yararlanabilmesi için bozulabilir.
Bilişsel Özellikleri
Down Sendromlu çocuğunuzun öğrenme güçlüğüne neden olan ve belli gelişim basamaklarında zorluklar yaşamasına sebep olan bilişsel özellikleri şöyledir.
Genelleme Becerisi: Öğrenilmiş bir bilgiyi yeni bir durumla karşılaşıldığında buraya aktarma becerisidir. Örneğin çocuğunuz pek çok hayvanın adını öğrenmiş olabilir. Fakat bir gün öğrendiği ve gördüğünden farklı bir tür hayvana rastladığında bunun da hayvan olduğunu düşünmeyebilir.
İşitme Hafızası: Kelimeler söylendikten sonra onları işleyip tepki verene kadar hafızada tutabilme ve hatırlayabilmedir. Örneğin Çocuğunuza “Televizyonu kapa, ellerini yıka, suyu yıka” dediğinizde, yapması gereken son iki şeyi hatırlayabilir. Fakat sonrakileri hatırlayamaz. Öğrenilen kelimeleri hafızada tutamama ise Down Sendromlu bireylerde konuşma gelişimini aksatan bir problemdir. Diğer bir örnek ise şapka sözcüğünü tekrar etmesini istediğimiz bir çocuk bunu pasta olarak, çorap kelimesi tekrar etmesini istediğimiz bir çocukta bunu poça olarak tekrar etmiştir.
İşitilenlerin Anlamlandırılması Süreci
Çocuğunuzun ona söylenilen kelimeleri ne kadar çabuk anlamlandırdığı ve tepki verdiğidir. Down Sendromlu çocuklar onlara söylenilenleri anlamlandırma ve cevap üretme için daha fazla zamana gereksinim duyarlar.
Kelime seçme Becerileri
Konuşulan duruma uygun sözcüklerin seçilmesi becerisidir. Bu problem verilen tümcenin uzunluğuna ve güçlüğüne göre değişebilir.
Soyut Düşünme
Öğrenilen bilgilerin genellenip yeni durumlarda kullanılabilir olmasıdır. Bu elle tutulamaz kavramlar, fikirler arasında bağlantılar kurma becerisidir. Zamanla ilgili kavramlar(bugün, yarın, haftaya, gelecek yıl) öğrenilmesi, çocuklar için en güç olanlardır.

DOWN SENDROMLU ÇOCUKLARA OKUMA YAZMAYI ÖĞRETMENİN ÖNEMİ
Konuşmayı Öğretmek İçin Okumayı Öğretme
Down Sendromlu çocukların okuma-yazma becerileri edinmelerinin sadece okumanın kullanılabilirliğinden fazlaca önemi vardır. Bu çocukların çoğu okumayı öğrenirler ve geliştirdikleri bu okuma becerisini konuşma ve dil gelişimlerine, işitme algılarıyla ilgili becerilerine ve hafızalarının işleyişine faydası olur.
Down Sendromlu çocukların okuma ve yazma becerileri üzerine ilk bilgiler 1960lı yıllara kadar dayanır.
Çocuklarda yapılan fiş okuma çalışmalarının Down Sendromlu çocuklarda mucizevi etkiler yarattığı söylenebilir.

İşitme Engeli

İşitme Engeli

İşitme Kaybı: Bireyin işitme duyarlılığının onun gelişim, uyum özellikle de iletişimdeki görevlerini yeterince yerine getirememe halidir.

İşitme Engeli: Bir bireyin işitme eşik düzeyinin, herhangi bir frekansta odyogram

üzerindeki sıfır eşiğinden belirli derecede sapması bir işitme kaybı gösterir.

        İşitme testi sonucunda belli bir bireyin aldığı sonuçlar kabul edilen normal işitme eşiklerinden belirli derecede farklı olup, bu kaybın derecesi bireyin dil edinmesine ve eğitimine engelleyici derecede ise işitme engelinin varlığından söz edilir.
İşitme Engelliler: İşitme engelinden dolayı özel eğitimi gerektiren kişiler işitme engellilerdir.

 

ERKEN TANININ ÖNEMİ
*Engelin erken tanılanması işitme engelli çocuğun psikolojik, sosyal, zihinsel gelişimi yönünden çok önemlidir.
*Çocuğun iletişim becerileri artar, sosyal uyumu gelişir.
*Ailenin çocuğun durumundan bir an önce haberdar olup, buna uyum sağlamasına yardımcı olur.
*Çocuğun eğitiminde kolaylık sağlar.
*Sağaltım açısından avantaj sağlar.
*İşitme cihazları erken takılır.
*Tedavide kolaylık sağlar.
İŞİTME ENGELİNİN NEDENLERİ NELERDİR?
İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir.
İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz.
• Doğum Öncesi Nedenler
• Doğum Anı Nedenler
• Doğum Sonrası Nedenler
İşitme Kaybının Nedenlerini Bilmenin Yararları
*Özrün oluş zamanı hakkında bilgi verir.
* Başka özürler getirip getirmediği hakkında ipucu verir.
* Nedenin doğru olarak değerlendirilmesi sorunun medikal ve eğitsel alanlarda ortaklaşa olarak gerekli olan işlemlerin yapılmasına temel oluşturur.
ÇOCUKLARDA İŞİTMEZLİK YARATAN RİSK FAKTÖRLERİ
*Çocuğun ailesinde işitme engelli olması.
*Annenin hamilelikte kızamıkçık olması.
*Annenin hamilelikte ya da doğum sırasında geçirdiği enfeksiyonlar.
*Hamilelikte zehirlenme ya da toksit ilaç kullanımı.
*KBB’ de formasyon bozukluğu, kulak kepçesi ya da kulak kanalına ilişkin anormallikler.
*Bebeğin 1500 gr.’dan az doğmuş olması.
*Yüksek düzeyde bilirubin seviyesinin olması.
*Doğum sonrası sarılık nedeniyle kan değişimi.
*Menenjit hastalığı geçirmesi.
*Yeni doğanda toksit ilaç kullanımı.
*Doğum sırasında ya da sonrasında ciddi solunum güçlüğü ya da solunum kaybı geçirmesi.
NOT: Bu kategorideki çocukların odyolojik değerlendirmeye alınması, doğumdan itibaren 2 ay içerisinde ve bazı durumlarda doğuştan olmayıp sonradan ortaya çıkabileceği düşünülerek periyodik aralıklarla çocuk izlenmelidir.

 

İŞİTME ENGELLİ ÇOCUKLARIN DİL GELİŞİMİNİ ENGELLEYEN FAKTÖRLER
*İşitme kaybının derecesi.
*Erken tanı, Çocuğun eğitimi, ailenin eğitimi ve çocuğun eğitime uyması.
*Özrün oluş zamanı.(dil öncesi, dil sonrası)
*Ailenin eğitim alması.
*Eğitim ortamının akustik olarak düzenlenmesi(sesin yalıtılması).
*Uygun ve doğru eğitim yaklaşımlarının kullanılması (gerek sınıf gerekse ev ortamında).
*Odyogram konfigürasyonu (yapılan ölçümlere göre konuşma seslerini alıp almadığı).
*İşitme cihazının takılma yaşı.
*Eğitime başlama yaşı.
*Kaybın tanılandığı yaş.

 

BUNLARI UNUTMAYINIZ!!!
*İşitme engelli çocukların çoğu normal zekaya sahiptir.İşitme güçlüğü zeka geriliğine değil öğrenme güçlüğüne sebep olur.
*İşitme engeli sözel dil edinimini etkiler.
*İşitme kayıpları erken tanılanabilir ve teşhis edilebilirse, tıbbi önlemler ve eğitsel hizmetler sağlanabilir.

 

Özel Özel Eğitim Kursları ve Rehabilitasyon Merkezleri
Özel özel eğitim kurumlarının ilki 1979 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’ ndan kurs statüsünde açılış izni alarak faaliyetine başlamıştır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü’nün engelli çocuğu olan ailelere eğitim, tedavi ve rehabilitasyon yardımı vermeye başlamasıyla 1997 yılından itibaren özel özel eğitim kurumlarının sayısı hızla artmıştır.
Ülkemizde özel eğitim hizmetleri Milli Eğitim Bakanlığı,  ve Üniversiteler tarafından yürütülmektedir. Halen hiçbir sosyal güvencesi olmasa bile bireyler Rehberlik ve Araştırma Merkezleri tarafından verilen Raporları karşılığında Bireysel ve grup eğitimi almaktadır.

 

 

Özel Özel Eğitim Kursları ve Rehabilitasyon Merkezlerinde Eğitim Sisteminin Amacı
Tüm çocukların gelişim süreçlerindeki olası sorunlarını çözmeye yardımcı olmak ve onlara gereksinim duydukları eğitim hizmetlerini sağlamaktır. Bu sistemin içerisinde bulunan özel eğitimin amacı ise, her hangi bir nedenle normal eğitimin gereklerini yerine getiremeyen bireylere eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için ülkemizde özel eğitimle ilgili olarak, özel eğitime gereksinim duyan bireylerin tanılanması ( tıbbi ve eğitsel tanılama ), sınıflandırılması ( zihinsel, görme, işitme, ortopedik, süreğen vb…), özel eğitim kurumlarının kurulması ve denetlenmesi ile özel eğitim programlarının engel türlerine göre hazırlanması ve/veya mevcut programların uyarlanmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğü görülmektedir.
Engelli bireylere hizmet vermek amacıyla açılan kurumlar bireysel eğitim, grup eğitimi, eğitimci eğitimi, aile eğitimi, sınıf eğitimi gibi konularda birden fazla engel türüne yönelik özel eğitim hizmeti vermektedir. Bu eğitimler okullarda tam gün, özel özel eğitim kurumlarında ise seanslıdır.
İŞİTME ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN AİLELERİN İZLEMESİ GEREKEN SÜREÇ

İşitme engelli çocuğu olan aileler hastanelerden işitme engeliyle ilgili aldıkları raporla oturdukları yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezlerine başvururlar. Rehberlik ve Araştırma Merkezinde işitme engelli çocukların eğitsel durumlarıyla ilgili olarak inceleme raporları düzenlenmektedir. Rehberlik ve Araştırma Merkezince gerekli bilgiler düzenlenerek yerleştirme için İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilmektedir. Yerleştirme İlköğretim ve Özel Eğitim Yönetmeliklerine göre yürütülmektedir. Okul yönetimlerinin bu konudaki tutumları İl/İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünce takip edilmektedir.

 

 

İŞİTME NASIL GERÇEKLEŞİR?
İnsan, beş duyusu vasıtasıyla algılayabildiklerini beyninde yorumlayarak anlamlandırır. İşitme duyusu da insanın çevresini algılamasına yardımcı olan, çevresindeki canlılarla iletişimini sağlayan bir duyudur. İnsanlar arasındaki iletişim, bir konuşan, bir dinleyen ve ikisi arasındaki anlaşmayı sağlayan bir aracı ile gerçekleşir. Ses açısından ele alınacak olursa bu olay verici, alıcı ve ses dalgaları şeklinde ifade edilebilir.

Şekil 1 İşitmenin Gerçekleşmesi
Konuşanın zihnindekiler, beyinden verilen komutla ve konuşma organlarınca dil seslerine dönüştürülerek açığa vurulduktan sonra dinleyenin işitme organları aracılığıyla beyne ulaşır ve burada çözümlenerek konuşanın açıklamak istediği düşüncenin oluşması sağlanmış olur.
Kulağın Yapısı Nasıldır?
Kulak, dış kulak, orta kulak, iç kulak (koklea) olmak üzere üç bölümden oluşur.

Şekil 2 Kulağın yapısı
Dış kulak;    Kulak kepçesi, dış kulak kanalı ve kulak zarı olmak üzere üç kısımdan oluşur. Kulak kepçesi kıkırdak bir yapıdan oluşur ve havada yayılan titreşimleri toplayarak dış kulak kanalına iletmek ve ayrıca sesin yönünün belirlenmesine yardımcı olmak görevini gerçekleştirir. Dış kulak kanalı, bir kalem çapında, hafif eğimli bir kanaldır. Ses titreşimlerini tınlatarak ve gelen sesi bir miktar güçlendirerek kulak zarını titreştirir. Bu şekilde ses titreşimleri orta kulağa iletilir. Kulak kanalının iç kulağa yakın kısımlarında kulağı dış etkilerden koruyacak tüycükler ve bu tüycüklerin dibinde de kulak sıvısı  salgılayan bezler vardır. Salgılanan bu kulak sıvısı kanalın ve kulak zarının kurumasını önler. Kulak zarı ise, dış kulak kanalında ses dalgalarının oluşturduğu basınç değişikliği ile titreşerek, orta kulaktaki kemikçikleri harekete geçirir.
Orta kulak;   Kulak zarı ile başlar ve oval pencere ile sona erer. Kulak zarı ve iç kulak arasında mekanik bir iletim sağlar. Orta kulağın dış kulak ve boğaz ile bağlantısı vardır. Burada mekanik iletimi çekiç, örs, üzengi adı verilen kemikler sağlar. Orta kulak, dış kulaktan iç kulağa giden akustik enerjinin miktarını çoğaltmak ve iç kulağı aşırı yüksek seslerden korumak görevini gerçekleştirir. Ayrıca burada bulunan, burun ve boğaz boşluğuna açılan, orta kulağın dışarıdaki hava ile bağlantısını sağlayan östaki borusu ise dış ve orta kulak arasındaki basıncın dengelenmesini sağlar.
İç kulak;  Oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Temel olarak iki sistemden oluşur. Vestibüler sistem, denge olayı ile ilgili sistemdir. Koklear sistem ise ses titreşimlerinin sinir uyaranlarına dönüştüğü yerdir. Orta kulaktaki son kemikçik oval pencere adlı zarı titreştirir ve bu titreşimle koklea (salyangoz) içindeki koyu kıvamlı sıvı harekete geçerek sinir uçlarını uyarır. Kulağın en hassas kısmı olan ve binlerce tüylü hücreden oluşan bu bölgenin farklı yerleri farklı frekanslardaki seslere karşı duyarlıdır. Kokleadaki sinir uçlarının uyarımıyla ses beyne iletilir.
Şekil 3 Kulak
İşitmenin gerçekleşebilmesi için;
a)       Sesin olması,
b)       Sesin kulağa ulaşması,
c)       O sesin insan kulağının alabileceği frekans ve
şiddet sınırları içinde olması,
d)       Sesin kulaktaki dış, orta ve iç bölümleri aşması,
e)       Sesin işitme merkezine ulaşması ve merkezce
algılanması gerekmektedir.
Bu işlevlerden birinin aksaması işitme yetersizliğini ortaya çıkarabilmektedir.
SINIFLANDIRMA
İşitme Engelinin Derecesine Göre Sınıflandırma
-10dB-15dB Normal İşitmede bir problem yoktur.
16dB-25dB Minimal   Bazı sesleri (çağlayan sesi, yaprak hışırtısı gibi) duymada ve ayırdetme de güçlüğü vardır.
26dB-30dB Hafif    Konuşma seslerinin bazılarını duyabilme güçlüğü vardır. Fısıltı ile konuşulanları duyamaz.
31dB-50dB Orta   Karşılıklı konuşmaları anlamada güçlük çeker.
51dB-70dB Orta-ileri İşitme cihazı olmadan konuşmaları anlayamaz ve takip edemez.
71dB-90dB İleri Konuşma seslerini duyamaz. Sadece çevredeki şiddetli sesleri duyabilir.
91dB ve üzeri çok  ileri konuşma seslerini duyamaz. Çok yüksek şiddetteki sesleri duyabilir.
Tablo 1 İşitmenin Sınıflandırılması
Çok ileri derecede işitme kaybı olan ve işitme cihazı kullanması zorunlu olan bireyler “sağır”, hafif ve orta derecede kaybı olan bireyler ise “ağır işiten” bireyler olarak tanımlanmaktadırlar.

 

İşitme Engelini Oluş Zamanına Göre Sınıflandırma
İşitme engelli çocuklarda genel olarak işitme engelinin oluş zamanına göre iki tür işitme kaybı görülür. İşitme kaybı çocuk dili kazanamadan ortaya çıkmışsa dil öncesi işitme kaybı, dili kazandıktan sonra ortaya çıkmışsa dil sonrası işitme kaybından söz edilir.
İşitme Engelini Oluş Yerine Göre Sınıflandırma
Çocuklarda genel olarak oluş yerine göre beş tür işitme kaybı görülür.
        İletim Tipi İşitme Kaybı:    Dış kulak veya orta kulağı etkileyen bir durum sonucu, sesin iç kulağa iletilememesi sebebiyle meydana gelen işitme kaybıdır. Sesin algılamasında değil, sesin iletiminde bir sorun vardır. Orta kulak boşluğunda sıvı birikmesi sonucu oluşan orta kulak iltihabı, kulak kiri birikmesi, kulağa sokulan yabancı cisimler, işitme kanalının şişmesi, yapısal anomali gibi durumlar iletimsel işitme kaybının sebepleri olarak sayılabilirler. Kulağı radyo sistemi olarak düşündüğümüzde, iletimsel kayıplarda, mikrofon (dış kulak) ya da iletici (orta kulak) kısımlarının mükemmel olarak çalışmaması söz konusudur. Genellikle bu tür işitme kayıplarında, tıbbi müdahale ve uygun cihazlandırma ile olumlu sonuçlar alınabilir.
  Duyusal-Sinirsel Tip İşitme Kaybı:    İç kulak ve iç kulaktan beyne giden sinirlerin zedelenmesi sonucu meydana gelen işitme kaybıdır. Bu tip kayıplar iletim tipi işitme kayıplarına göre genellikle daha ağır ve kalıcıdır. Enfeksiyonlar, genetik etkenler ya da ilaç kullanımı duyusal-sinirsel işitme kaybının sebeplerindendir. Bu tür kayıplarda radyo sistemi benzetmesini düşündüğümüzde alıcının iyi çalışmaması söz konusudur. Mikrofon sesi alır ve iletici sesi ileterek görevini yerine getirir, ancak iç kulak sesi alamaz ve görevini tam olarak yerine getiremez.
        Karma Tip İşitme Kaybı:    Bu tip işitme kayıpları hem iletimsel hem de  duyusal-sinirsel işitme kaybı türlerinin bir arada görülmesidir.
Merkezi Tip İşitme Kaybı:   Merkezi sinir sisteminde meydana gelen bir zedelenme sonucu ortaya çıkan bir işitme kaybıdır. Dış ve orta kulak görevini yapar, iç kulak ve işitme sinirleri normal çalışır, fakat merkezde bir bozukluk vardır. Bu hasar bireyin sesleri algılamasını ve sese anlamlı bir şekilde tepki göstermesini engeller.
Psikolojik İşitme Kaybı: İşitme organlarının yapısı ve işleyişinde bir bozukluk olmadığı halde işitme gerçekleşmez. Bu gibi durumlar psikolojik işitme kaybı diye adlandırılır. Bunun histerik sağırlık, psiko-somatik sağırlık diye adlandırıldığı da olur. Çocuklarda psikotik durumlarla, yetişkinlerde psiko-nevrozla birlikte görülebilir. Psikolojik işitme kaybı çoğunlukla aniden oluşur.
Yukarıda adı geçen tüm işitme kaybı çeşitleri ilaç tedavisi veya cerrahi müdahale ile tedavi edilemez ise, geriye kalan tek çözüm işitme cihazıdır. Her tür ve her derecede işitme kaybı için uygun olan bir işitme cihazı mutlaka vardır.
İşitme Engelinin Nedenleri Nelerdir?
İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir.
İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz.
Doğum Öncesi Nedenler:
•        Hamilelik döneminde annenin geçirdiği enfeksiyon veya hastalık (özellikle kızamıkçık, kabakulak, sarılık …)
•        Hamilelik döneminde annenin röntgen çektirmesi
•        Hamilelik döneminde annenin ototoksit ilaç ve alkol kullanımı
•        Hamilelik döneminde geçirilen kazalar
•        Kan uyuşmazlığı
•        Genetik faktörler
•        Akraba evliliği
Doğum Anı Nedenler:
•        Doğum sırasında meydana gelen komplikasyonlar (kordon dolanması, oksijensiz                    kalma …)
•        Düşük doğum ağırlığı
•        Erken doğum
•        Bebekte kan değişimini gerektiren sarılık
•        Doğum sırasında baş, boyun ve kulakta görülen zedelenme
Doğum Sonrası Nedenler:
•        Orta veya iç kulak yapılarında zedelenme
•        Çocukluk hastalıkları (havale, menenjit, kızamıkcık, kızıl…)
•        3 aydan fazla süren kronik orta kulak iltihabı (otit)
•        Çocukluk yaralanmaları (kafatası kırıkları, çatlakları, baş veya kulaklara şiddetli darbe, çok yüksek sese maruz kalma ve zarar verecek şekilde kulağa sokulan cisimler)
Bunlara rağmen işitme yetersizliğinin nedeninin bilinemediği durumlar da vardır.
Yaygınlık
Ülkemizde işitme engellilerin sayısı kesin olarak bilinmemektedir. Uluslararası bazı oranlar kullanılarak genel nüfus ve çağ nüfusları içindeki yaklaşık sayılar bulunabilmektedir. 1990 genel nüfus sayımına göre 0-6 yaş grubunda 64.988, 7-14 yaş grubunda 68.400, 15-18 yaş grubunda 30.780 olmak üzere 164.168 çocuk ve gencin işitme engelli olabileceği tahmin edilmektedir. Bu sayı az değildir. Bu çocukların aile ve yakınları da bundan etkilenmektedir. Önlem alınmadığı, oranlar aynı kaldığı sürece nüfusumuz arttıkça işitme engellilerin sayısı da artacaktır. Bu sorunun üstesinden gelebilmek için alınması gereken önlemler işitmenin  korunması konusunda açıklanmaya çalışılmıştır.
Türkiye’de İşitme Engellilerin Eğitimi
        Ülkemizde işitemeyenler alanındaki ilk eğitim çalışmalarının 1889 yılında İstanbul’da Ticaret Mektebi içinde okul müdürü Grati Efendi tarafından açılması ile başladığı kabul edilmektedir. Fransız sağırlar eğitimi esas alınmış, daha sonra 1926’ da kapatılarak öğrencileri İzmir Sağırlar Okuluna devredilmiştir. 1923 yılında açılmış olan İzmir Sağırlar Okulunu 1944’de İstanbul ve diğer iller izlemiştir. Ankara’da 1953 yılında işitmeyen çocuklar için bir “Özel Eğitim Ana Okulu” açılmış fakat bir yıl sonra kapanmıştır.
Ülkemizde, 1951 yılından itibaren işitme engellilerin eğitimi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. 1986-1987 ders yılı sonu itibarı ile Türkiye’de 26 Sağırlar Okulu, İki Ağır İşitenler Okulu bulunmaktadır.
Ülkemizde işitme engelliler için açılmış olan eğitim kurumları arasında en yaygın hizmet veren kurum, öğrencilerin çoğu yatılı olan Sağırlar Okullarıdır. Bunun dışında yine Bakanlığa bağlı ve gündüzlü olarak klinik tipi hizmet veren Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bulunmaktadır. Bu kurumlar dışında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde, Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Meslek Yüksek Okulunda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde ve Çapa Tıp Fakültesinde, ayrıca Anadolu Üniversitesi İşitme Engelli Çocuklar Eğitim ve Araştırma Merkezinde olmak üzere, klinik tipi ve/veya okul tipi hizmet veren çeşitli eğitim kurumları ve çeşitli eğitim uygulamaları görülmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sağırlar Okulu ve Yetiştirme Yurtları için Milli Eğitim Bakanlığı, okul program ve yönetmeliklerinde sözlü iletişim yöntemini ana yöntem olarak kabul etmiştir.
Engelli çocuklar, kurumlara yerleştirilip eğitim almaya başladıklarında, pek çok eğitimci çocukların eğitiminde yetersiz kalabileceklerini ve yalnız başlarına sorunlarla baş edemeyeceklerini ve çocuğa yeterli düzeyde destek olamayacaklarını düşünürler. Bu düşünce ise eğitimcilerin, diğer meslek grupları ile etkileşiminin ve işbirliğinin zorunlu olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Diğer bir söylem biçimi ile, bu alandaki farklı mesleklerdeki bireyler birbirlerine ihtiyaç duymaktadır.
En ideal çalışma şekli; bu meslek gruplarının çocuğu ve aileyi farklı açılardan inceleyip tanıması, değerlendirmesi ve bir eğitim planının çizilmesi için bir araya gelerek görüş alış-verişinin yapılmasıdır.
Planlanan eğitim modelinin uygulanıp, sonuçlarının birlikte tartışılarak yeni planların yapılması hedeflenen başarıyı artıracaktır.
İşitme engelli çocukların eğitiminde şu uzmanlar görev almalıdır.
Özel Eğitimciler (İşitme Engelliler Öğretmenleri)
Hekim ve Odyolog
Psikolog ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Uzmanları
Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri

Otizm Nedir ?

Yaygın Gelişimsel Bozukluk ( Otizm, asperger,vb)

Otizm

Uluslararası alanda otizm ve yaygın gelişimsel bozukluk terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır. Otizm ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik çeşididir. Doğuştan var olabildiği gibi üç yaşına kadar olan dönemde de ortaya çıkabilir.

Otizmin nörolojik sebeplerden kaynaklandığı sanılmaktadır ancak bu konuda net bir bilimsel gösterge bulunmamaktadır.
Otizm bir ruh hastalığı değildir.
Otizmin anne-babaların kişilik özellikleriyle ya da çocuk yetiştirme biçimleriyle ilişkili olmadığı artık bilinmektedir. Otizmin genetik olduğu yönünde bulgular vardır ancak bununla ilgili gen ya da genler çok yakın zamana kadar belirlenmiş değildir.
Otizm yaklaşık her 500 çocuktan birinde görülmektedir. Erkeklerde görülme sıklığı, kızlardan dört kat fazladır; ancak kızlarda daha ileri düzeyde seyrettiği görülmektedir.

Otizm beş alt gruba ayrılmaktadır:
1.Otizm
2.Asperger sendromu.
3.Çocukluk disintegratif bozukluğu
4.Rett sendromu
5.Atipik otizm

1.OTİZM: Üç yaşından önce başladığı kabul edilmektedir. Sosyal etkileşimde önemli yetersizlikler, iletişim ve oyunda yetersizlikler,çeşitli takıntılarla kendini gösteriri.

2.ASPERGER SENDROMU: Sosyal etkileşimde yetersizlik ve çeşitli takıntılar görülür ancak otizmden farklı olarak dil ve zihin gelişiminde geriliklere rastlanmaz. Sözcük dağarcıkları ve dilbilgisi gelişimleri genelde iyidir ancak; çoğunda denge ve devinsel eşgüdüm sorunları gözlenir. Aileler üstün becerileri olan ama yaygın gelişimsel bozukluk gösteren çocuklarına asperger deyip kurtulurlar. Bu konuda çekilmiş rain man yağmur adam filmi çok meşhurdur. Ancak her üstün özellikli birey asperger değildir.

3.ÇOCUKLUK DİSİNTEGRATİF BOZUKLUĞU: Çok seyrek rastlanan bir kategoridir. Bu tanıyı alan çocuklar yaşamının en az ilk iki yılında normal gelişim gösterirler. Bozukluğun başlamasıyla, daha önce kazanılmış beceriler hızla kaybedilir ve otizm için belirtilen özellikler kendini gösterir. Zihinsel becerileri ileri düzeyde zihin özürlü düzeyine kadar geriler.
Bu tanıyı alan çocuklar birkaç yıl içerisinde, otizm tanısı alan çocuklarla benzer özellikleri paylaşır duruma gelirler.

4.RETT SENDROMU: En az beş ay normal gelişim gösteren çocuklarda görülür ve yalnızca kız çocuklarında ortaya çıkan genetik bir bozukluktur. Sendromun başlamasıyla birlikte baş büyümesi yavaşlar, el becerileri yitirilir, takıntılı el hareketleri başlar. Zamanla tüm devinsel beceriler geriler ve denge bozukluğu ortaya çıkar. Rett sendromu, otistik bozukluklar içinde, genetik temeli tam olarak belirlenmiş olan tek kategoridir.
   5.ATİPİK OTİZM: Otizm için belirtilen üç alandan yalnızca birinde yetersizlik olduğunda ve diğer otizm türlerinin hiç birinin ölçütleri karşılanmadığında konan tanıdır. Çoğu zaman geç farkedilirler. Aile doktor veya öğretmenler bir şey olduğunu bilirler ama ne olduğunu tam söyleyemezler. Ailelerin bu konuya takılmasının çocuğa faydası yoktur. Önemli olan hangi gelişim alanında gerilik yada farklılık var bunu bulmak ve gerekli bireysel ve grup dersleri ile öğrencinin bu alandaki engelini gidermektir. Bilinen ön önemli doğru şudur: Otizmin yaygın gelişimsel bozukluğun veya asperger’in eğitimden başka tedavisi yoktur.


BELİRTİLER VE ÖZELLİKLER

Otistik bireylerde, pek çok özellik, farklı düzeylerde görülür:

 

  

 

1.SOSYAL ETKİLEŞİMDE YETERSİZLİK:
• Göz kontağında sınırlılık
• Ortak ilgide sınırlılık; başkasının işaret ettiği yere bakmama..
• Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik; seslenildiğinde duymuyormuş gibi davranmak,
• Diğer çocuklarla etkileşmede isteksizlik; yaşıtları ya da kardeşleriyle etkileşimde bulunmamak
• Yalnızlığı yeğlemek;
• Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik; sevinç, üzüntü, kızgınlık gibi duygulara tepkisizlik.

 

2.İLETİŞİM VE OYUNDA YETERSİZLİK
• Dil ve iletişim sorunları: konuşma zorluğu, sıra dışı konuşma, gereksinimlerini ifade edememek.
• Vücut dili kullanımda sınırlılık; jest ve mimiklerini kullanamama.
• Hayali oyunda gerilik: sembolik ve işlevsel oyunları hiç oynamamak yada yaşıtlarından daha beceriksizce oynamak.

 

3.TAKINTILAR:
• Nesne takıntıları: nesneleri döndürüp seyretmek, seslerini dinlemek, sıraya dizmek, yalamak, koklamak vs.
• Hareket takıntıları: el çırpma, sallanma, koşma, zıplama, dönme vs. davranışları uzun süreli yapma.
• İlgi takıntıları: bir ya da birkaç sıra dışı konuyla sürekli ilgilenmek; uçaklar arabalar vs.
• Düzen takıntıları; okula her zaman aynı yoldan gitmek, yemeği hep aynı tabaktan yemek, aynı giysiyi giymek.

    

        4.DİĞER BELİRTİLER:
• Bazı duyularda aşırı duyarlılık; belli seslerden aşırı derecede rahatsızlık
• Acıya karşı duyarsızlık; düşme, çarpma, yaralanma durumlarında tepki göstermemek
• Uygun olmayan gülmeler kıkırdamalar; nedeni belli olmayan uzun süreli gülmeler
• Kendine ya da çevreye yönelik saldırganlık
• Öfke nöbetleri; aniden başlayan hırçınlıklar
• Aşırı hareketlilik ya da hareketsizlik;
• Tehlikelere karşı duyarsızlık;
• Kas gelişiminde tutarsızlık; bazı becerilerde diğer becerilere göre daha ileri yada geri de olmak.
ÖZELLİKLER:

• Üstün yetenekler yaygın değildir; %10 unda üstün yeteneklere rastlanır.
• Zekâ geriliği yaygındır, %80 inde zekâ geriliği görülür.
• Nörolojik sorunlara sık rastlanır; yaklaşık üçte birinde sıklığı ve şiddeti değişen havaleler görülür.

 

DİL GELİŞİMİ VE İLETİŞİM ÖZELLİKLERİ

• İletişim ile ilgili iki alanda, ortak ilgi ve sembol kullanmada yetersizlik görülür.
• Yarısına yakını hiç konuşmaz.
• Sözel dil becerileri, genellikle sözel olmayan dil becerilerinden daha geridir.
• Sözcükleri anlamlarıyla kullanmada, kişi zamirlerini kullanmada sorunlar görülür.
• Konuşmada monotonluk ve didaktiklik dikkat çeker.
• Papağan konuşmasına sık rastlanır.( Ekolali)
• Karşılıklı konuşmada sorunlar görülür.

Serebral palsili çocuk ne demektir ?

Serebral Palsy

Serebral PalsySerebral palsy doğum öncesi, doğum sırasında ya da hayatın ilk yıllarında beyindeki bir gelişme bozukluğu, enfeksiyon, travma veya beyinin oksijensiz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

 

 Serebral palsili çocuk ne demektir?

          Beyin hasarı olan çocuklar için halk arasında genel olarak  ‘spastik çocuk’ terimi kullanılmaktadır. Bu hastalık grubunun diğer isimleri; serebral palsi veya serebral felçtir.   Bu hastalık grubu, gelişmekte olan beynin değişik nedenlerle zarar görmesi sonucu ortaya çıkan hareket bozukluğudur. Ortaya çıkan klinik tablonun ağırlığı beynin zedelenme derecesine, hasarın yerine ve çocuğun yaşına bağlıdır. ilk 3 ayda olan zararlar en ağır klinik tabloya neden olmaktadır. Bu hastalık ilrleyici değildir. Görülme sıklığı 2/1000’dir.

 Serebral palsi nedenleri nelerdir?

Doğum öncesine ait nedenler: (%50-80)Kromozom anomalileri, Genetik sendromlar, Beynin gelişim bozukluğu, Gebeliğin ilk aylarında geçirilen yüksek ateşli ve döküntülü hastalıklar, Annenin metabolik hastalıkları(diabet,böbrek hastalığı vb)Sigara,alkol,uyuşturucu ve kontrolsüz ilaç kullanımı Radyasyon Travma Doğum sırasında görülen nedenler: (%10-30)Erken veya geç doğum, İkiz/üçüz, Çoğul doğum, Zor doğum, Doğum travması, Beynin oksijensiz kalması

Doğum sonrasına ait nedenler: (%10) Uzun süren yenidoğan sarılığı, Santral sinir sistemi enfeksiyonu, Travma, Beynin oksijensiz kalması.

 Serebral palsi tipleri nelerdir?

Spastik tip:en sık görülen tiptir..

Spastik tetraparezi:hem kollarda ,hem bacaklarda katılık ve güçsüzlük vardır.en ağır şekildir..

Spastik diparezi:bacaklarda kollardan daha ağır tipte katılık ve güçsüzlük vardır..

Spastik hemiparezi :vücudun bir yarısını tutan serebral palsi tipidir.

Diskinetik tip:en sık doğumda oksijensiz kalan veya yenidoğan döneminde çok ağır sarılık geçiren bebeklerde görülür.

Ataksik tip:bebek bez gibi gevşektir.zeka geriliği ve denge bozukluğu vardır.

Mix tip:bazı hastalarda birden fazla tipe uyan bulgular bir arada bulunabilir.

 Serebral palsi tanısı için ipuçları nelerdir?

0-1    ay: emme güçlüğü,etraftan gelen uyarılara cevap vermeme,havale geçirme,ilk aylarda tiz sesle çok ağlama,huzursuzluk

3.ay: sırt üstü yatırıldığında baş ve topuklar üzerinde yay gibi durma,kasılma,ifadesiz yüz şeklinin olması,3 ayını dolduran bir bebeğin başını hala tutamaması.

4.ay: halen başını tutamama,başparmağını sürekli avuç içinde tutma,elini sürekli yumruk şeklinde tutma.

8.ay: dönememe ve oturamama,başını tutamama,ayakları yere bastırıldığında sert şekilde çaprazlaması

10.ay: sesli ve görsel uyaranlara bakmama,ayağa kladırılınca bacakları çaprazlama,emeklerken backalarını çekmeme

1.yaş: yere basmama veya yürüyememe

Serebral palside tedavi nasıldır?

Hastanın sürekli olarak tedavisini üstlenen ekipte yer alması gereken uzmanlık alanları şunlardır:

1-pediatri uzmanı

2-pediatrik nörolog

3-fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı

4-ortopedi uzmanı

5-fizyoterapist

6-çocuk gelişim uzmanı

7-konuşma terapisti

8-iş-uğraşı terapisti

9-ortotist

Serebral palsili çocuğun rehabilitasyonu deyince neler anlaşılmalı?

1-ailenin eğitimi

2-vücut kontrolünün arttırılması

3-Kasların güçlendirilmesi ve dengenin sağlanması

4-hareketliliğin arttırılması

5-eklemlerde ve kemiklerde gelişebilecek ikincil şekil bozukluklarının önlenmesi

6-günlük aktiviteler gerekli olan becerilerin ve yardımcı cihaz ve kullanımının çocuğa öğretilmesi

7-sosyal iletişim faaliyetlerinin düzenlenmesi

 Fizyoterapi ne zaman başlamalıdır?

Doğum sırasında veya sonrasında hareket sorunu olsn bebeklerde,ilk aylar içinde bile fizyoterapiye başlanabilir. Erken fizyoterapi istenmeyen kasılmaları önler. Bebeğe doğru duruş şekilleri öğretilebilir. İleride geişebilecek eklem sertlikleri önlenebilir. Normale yakın hareket özelliklerinin kazanılması sağlanabilir.

 Fizyoterapi programı ile neler yapılabilir?

1-Çocuğun uygun pozisyonda tutulması ve pozisyonlanması, yenidoğan döneminden itibaren oldukça önemlidir.

2-Eklem hareket açıklkığı egzersizleri

3-Denge çalışmaları ve güçlendirme egzersizleri

4-Germe programları

5-Yer değiştirme becerilerinin kazandırılması ve iyileştirilmesi

6-Yardımcı cihazları kullanma becerilerinin öğretilmesi

7-Özel teknikler(bobath yöntemi,vojta yöntemi,vb)

 Kasları gevşetmek için ilaç tedavisi var mıdır?

Kasları gevşetmeyi sağlayan ilaçlar vardır;baklofen,diazepam,tizanidine ülkemizde bulunan ilaçlardır.dozu her hasta için farklıdır.bunlar fizyoterapiye yardımcı olarak kullanılabilir.

Kasları gevşetmede kullanılan botulinum toksini(botox) nedir?

Bir bakteriden elde edilen sinirden kasa uyarı geçisini engelleyen protein yapıda bir maddedir. Etkisi geçicidir. 3 ay içinde yeni ileti yolları oluşur ve sinirden kasa ileti yeniden başlar. Toksin 2 yaşından büyük çocuklara uygulanabilir.

Uygulama şekli;   Hastanın kilosuna ve enjeksiyon yapılacak kaslara göre verilecek ilaç dozu ayarlanır.

 İntratekal baklofen pompası nedir?

Katılığı azaltma için kullanılan bir yöntemdir. Bel bölgesine, cilt altına ilacın konacağı bir pompa yerleştirilir. İlacın omurilik çevresindek boşluğa gitmesini sağlayacak bir düzenekle kas gevşetici ilacın, sinir sistemine doğrudan ulaşması sağlanır. Bu sistem, bir beyin cerrahı tarafından, ameliyat ile yerleştirilir. İlaç azaldıkça depo tekrar doldurulur.

 Baklofen pompası kimlere uygulanır?

 Ağızdan kullanılan ilaçlar ve fizyoterapinin yeterli olmadığı ağır katılığı olan çocuklarda kullanılır.Serebral palsili çocuklarda cerrahi Serebral palside cerrahi yöntemlerle kısa olan kaslar uzatılır. Bazı ameliyatlar kasların yapıştığı yerleri değiştirir, böylece kaslar daha düzgün görev görürler.Serebral palsili çocuklar yürüyebilir mi? Normal gelişim gösteren çocuklar en geç 15-18 ayda yürürken, spastik çocuklarda yürüme daha ileri yaşlarda gerçekleşir. Yürüme zamanı her çocuğa göre değişir. Düzenli ve erken başlayan fizyoterapi desteğinin, yürümede önemi büyüktür. Ancak ağır beyin hasarı olan çocuklarda yürüme mümkün olmayabilir.

Fragile X Sendromu

Fragile X Sendromu

 

Fragile X SendromuFragile X  (Frajil X) Sendromu genetik bir bozukluktur. Tanılama doğum öncesinde yapılabilmekle birlikte genellikle gelişimsel geriliklerin gözlenmesi yada kulakların büyüklüğü nedeniyle erken çocukluk döneminde yapılmaktadır.

 

Fragile X (Frajil X) sendromu, kalıtsal zeka geriliğinin bilinen en sık nedenidir. Bu sendromun her iki cinsiyeti de etkilemekle birlikte kadınlarda yaklaşık 250′de 1, erkeklerde ise 800′de 1 kişi frajil X sendromuna neden olan geni ferkında olmadan taşımaktadırlar. Erkekler kadınlara göre genelde daha ağır etkilenmiştir.

 

Fragile X (Frajil X) sendromluların Bilişsel Özellikleri

  • Dil ve konuşmada problem, konuşmada geçikme
  • Hızlı konuşma
  • Kelime tekrarı ve heceleme problemi
  • İnce ve kaba motor becerilerde güçlük
  • Duygusal bilgileri algılamakta ve uygun yanıt vermekte zorluk çeker.

 

Fragile X  (Frajil X) Sendromluların Fiziksell Özellikleri

  • Geniş ve çıkıntılı alın
  • Şaşılık
  • Uzun ve ince yüz
  • Büyük,belirgin ve yumuşak kulaklar ve eller
  • Yüksek damak
  • Kaslarda gevşeklik
  • İri yumurtalıklar
  • Çıkıntılı çene
  • Düz tabanlık

 

Fragile X  (Frajil X) Sendromluların Davranışsal Özellikleri

  • Dikkat eksikliği-hiperaktivite.
  • Dokunulmaya tepki
  • Göz teması kuramama
  • Sinirlilik, hırçınlık
  • El sallama
  • El ısırma
  • Tekrarlanan davranışlar
  • Otistik davranış bulguları

 

Fragile X  (Frajil X) Sendromu olan kişilerin  gelişim özellikleri çeşitlilik göstermektedir. Kızlarda zeka geriliği yaygın değildir fakat sıklıkla öğrenme yetersizliği gözlenmektedir.

 

Fragile X  (Frajil X) Sendromlu Çocukların Olumlu Özellikleri

Pek çok anna, baba ve eğitmen Fragile X  (Frajil X) sendromlu çocukların pek çok alanda potansiyellerinin olduğunu düşünmektedir. Sıklıkla çok sevilen,  birlikte olmaktan hoşlanılan, kibar bir kişilikleri vardır. Duyarlı ve sevimlidirler, sosyal ilişkileri iyi

taklit yetenekleri çok kuvvetlidir, hayal güçleri zengin ve espri anlayışları vardır.

Bazılarının sözel ve okumaya dayalı yetenekleri çok gelişmiştir. Müzik, sanat ve sporu içeren aktivitelerden çok keyif alırlar. Aktiviteler gelişimlerini hızlandırır ve mevcut potansiyellerini en üst düzeyde kullanmalarına yardımcı olur.

 

Fragile X  (Frajil X) Sendromunun Tedavisi

Tedavi yöntemleri özel eğitim, konuşma ve dil terapisi, beceri kazandırma terapisi ve fizik tedaviyi içerir.Duyu bütünleşme terapisi gibi uygulamalarla motor koordinasyon, eklem stabilitesi, görsel, işitsel ve dokundal bilgilerin uygun motor yanıtlara dönüşmesi amaçlanmaktadır. İlaçlar genelde hiperaktivite ve kısa dikkat süresinin tedavisinde kullanılmaktadır.

Agresyon, ve depresyon tedavisinde de kullanılan ilaçlar vardır.

SPİNA BİFİDA NEDİR?

SPİNA BİFİDA
SPİNA BİFİDA NEDİR?
Spina bifida “omurga açkılığı” demektir. Omuriliğin tam olarak kapanmaması anlamına gelir. Nöral tüp bozukluğu denilen bir grup doğumsal anomalinin çeşididir.

 

NÖRAL TÜP DEFEKTLERİ
Nöral tüp denilen oluşum hamileliğin ilk bir ayında oluşan, içinde beyin ve omurilik gibi en hayati organları bulunduran bir yapıdır. Bu oluşumun gelişiminde meydana gelen anomaliler de nöral tüp defekti (NTD) olarak adlandırılırlar. Genelde omurga kemiği ve bazen de omuriliği etkiler.

Nöral tüp defektlerinin üç türü vardır:  Anensefali, ensefalosel ve spina bifida.
Anensefalide bebeğin beyni gelişmemiştir ve kafatası kapanmamıştır.

Enensafaloselde beyin dokuları kafasından dışarıya bir kese içinde çıkarlar. Noral tüp defektlerinin bu iki formunda bebeklerin yaşama şansı yoktur.
Spina Bifida nöral tüpün alt bölümlerinin uygun biçimde kapanmaması sonucu oluşur. Böylece omurilik ve omurlar doğru biçimde gelişemez. Buradan bacaklara, idrar kesesine ve bağırsaklara giden sinirlerde zarar görür.

 

Spina Bifida Ne Zaman Oluşur?
Bebeğin en hayati organları anne karnına düştüğü ilk haftalarda oluşur. Bu organların en önemlilerinden biri nöral tüp denilen ve omurilik bebeğinin gelişmesini sağlayan organdır.
Nöral tüp hamileliğin 17’inci ve 30’uncu günleri arasında(veya kadının son adet döneminin ilk gününden sonraki 4-6 hafta sonra) oluşumunu tamamlar ve kapanır. Nöral tüpün içinde bebeğin omuriliği, omurları ve beyni gelişir. Bu durumda nöral tüp uygun biçimde gelişmez ve bir kısmı kapanmaz. Nöral tüpün kapanmaması nedeniyle omurgada hatalı bir gelişme olur ve omurların bir kısmı açık yada ayrık kalır. Omurgada ki bir yada birkaç kemik bozuk olduğunda omurilik ve sinirler bundan zarar görmekte, bu zararlara bağlı olarak ciddiyeti hafiften ağıra doğru giden özürlülük ortaya çıkmaktadır.

 

 

                                                                                                          Sizin bebeğinizde spina Bifidalı doğabilir mi?

Hamile kalan bütün kadınların bu riski vardır. Bununla birlikte bilinen bazı risk faktörleri şunlardır.
1. Daha önce spina bifidadan etkilenmiş bebeği olan veya kendisi spina bifida olan
2. Anne yada babanın ailesinde spina bifidalı olan
3. Şeker hastalığı olan
4. Epilepsi tedavisi gören
5. Aşırı şişman olan
6. 35 yaşının üstünde doğum yapan
7. Hamileliğin ilk günlerinde aşırı sıcağa maruz kalan
8. Sosyo ekonomik durumu kötü olan

 

Ülkemizde Durum
Gelişmiş ülkelerde doğumsal özürlülük oranı ciddi biçimde azalmışken bizim ülkemizde hala ciddiyetini korumaktadır. Spina Bifida en sık görünen doğumsal özürlülük nedenidir. Gelişmiş ülkelerde  1000 canlı doğumda 1-2’sinde spina bifida görülürken bu oran ülkemizde 1000 canlı doğumda 3-5 arasında değişmektedir.
Spina Bifida İle Yaşamak
Spina bifidalı hastaların tedavi ve bakım giderleri çok yüksektir. Tıbbi gelişmeler sonucu spina bifidalı ile doğan bebeklerin pek çoğu yaşamaktadır. Spina bifidalı hastalar iyi bir tıbbi tedavi ve bakım alsalar bile eğitim, sosyal yaşama uyum, iş bulma ve yaşamlarını bağımsız bir şekilde sürdürme konusunda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu sorunlar aşıla bildiği takdirde değişik derecelerde özürlülüğe rağmen pek çoğu başarılı üretken bir yaşam sürdürebilirler.

 

Spina Bifida’nın Maliyeti
Spina bifidalı doğan her bebeğin ortalama bir yaşam süresi boyunca maliyeti çocuk başına yaklaşık $532.000 olarak hesaplanmıştır. Bu yaşanan problemlerin ciddiyetine göre pek çok çocuk için yaklaşık $1000.000 ulaşmaktadır. Tabiî ki ailenin ve çocuğun fiziksel ve duygusal yükü ise bu hesapların içine dahil edilmemektedir.
Spina Bifida Anne karnında Teşhis Edilebilir mi?
Spina bifida’nın kanda AFP testi ve deneyimli kişilerce yapılan ultrason incelemesiyle gebeliğin 16-18’inci haftalarında erken tanısı mümkün olabilmektedir.

 

Spida Bifida Önlenebilir mi?
Son dönemlerde yapılan çalışmalar kadınların hamile kalmadan önce ve hamileliğin ilk 3 ayında her gün 400 mg folik asit vitaminler alarak ve folik asit açısından zengin gıdalarla beslenerek bebeklerinin spina bifidalı doğma riskini %70 azaltabileceklerini göstermiştir.
Folik Asit Nedir?
Folik asit bir B vitaminidir. Çeşitli yiyeceklerde bulunur ve ilaç şeklinde de alınabilir. Bir kadın için hamile kalmadan önce vücudunda yeterince folik asit bulunması önemlidir.

 

Folik Asit Hangi Yiyeceklerde Bulunur?
         Portakal ve portakal suyu, diğer turunçgil meyveler ve suları, yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, bezelye, brokoli, yer fıstığı, kuş konma. Günlük folik asit ihtiyacını yiyeceklerle karşılamak çok zordur. Yeterli folik asit aldığınızdan emin olmanın en kolay yolu her gün 400 mg folik asit içeren bir vitamin almaktır.

 

Folik Asit Ne Zaman Alınmalıdır?
Hamile kalmadan en az 3 ay önce folik asit içeren vitaminler almaya başlamak son derece önemlidir. Eğer hamile kalmanız için küçük bir olasılık varsa her gün 400 mg folik asit içeren vitamin ilaçları almalı folik asit bakımından zengin yiyeceklerle beslenmeliyiz. Doktorunuz sizi folik asit önermemiş bile olsa siz folik asit kullanmak istediğinizi ona söyleyiniz. Ayrıca bu ilaçlar reçetesiz olarak da alınabilmektedir.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu, 5 yaşından önce başlayan ve sosyal ilişki düzeyinde hasarla kendini gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nda beynin stresle baş etme merkezi ilgili bir problem olduğu düşünülmektedir. Bağlanma bozukluğu  olarak da bilinen Reaktif Bağlanma Bozukluğu, Bipolar Bozukluk ya da Dikkat Eksikliği Bozukluğu tanıları ile karıştırılabilmektedir.

 

Reaktif Bağlanma Bozukluğu çocuklarının temel özelliği;  yaşamın ilk yıllarında anneyle çocuk arasında gelişen bağlanmayı gerçekleştirememiş olmalarıdır. Bağlanma, bebeğin ilk zamanlarında  annesinin, çocuğun ağlamasına, onun ihtiyaçlarını karşılayacak yanıtlar vermesiyle oluşur. Bu ihtiyaçlar; doğru besleme, yatıştırma, teselli etme, rahatlatma, çocuğu tehlike ve diğer tehditlerden koruma ile giderilir. Bu çocuklar bu bağlanmayı gerçekleştiremediklerinden  çevrelerine karşı güven oluşturamamaktadırlar. Güven duygusunun gelişmemesine bağlı olarak da duygusal gelişimde  problem yaşarlar.

 

Reaktif Bağlanma Bozukluğu Olan Çocukların Özellikleri
Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı almış çocuklar yaşamın ilk yıllarında, konuşmayı bile öğrenmeden önce dünyanın güvensiz bir yer  olduğunu ve çevresindeki yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduklarını öğrenirler. Duygularının çevresine koruyucu bir kabuk örerler. Bu da onları yetişkinlere bağımlı olmaktan korumaktadır. Ebeveynlere ya da diğer yetişkinlere bağımlı olmaktansa, ördükleri koruyucu kabuk çocuğun dünya ile baş etmesinde tek araçtır. Korunmak için yalnız kendilerine bağımlı olan bu çocuklar, bu kabuğu kırmaya çalışan herhangi bir kişiyi tehdit olarak görür, bu tehdidi  sadece duygusal yanına değil tüm yaşamına yönelik algılar.

 

Reaktif Bağlanma Bozukluğunun Sebepleri
o Annenin hamilelikte ve sonrasında uyuşturucu madde ve alkol kullanması
o Doğum travması
o İstenmeyen gebelik
o Çocukluğun ilk üç yılında yaşanan fiziksel, duygusal, cinsel istismar
o Fiziksel ve duygusal reddedilme
o Anneden erken ayrılık
o Huzursuz ve gergin aile ortamı
o Sert ve tutarsız ebeveynlik
o Yaşamda çok sık yer değişikliği
o Aşırı koruyucu anne-babalık
o Yetersiz bakım ve çok bakıcı değişikliği
o Travmatik deneyimler
o Ağrı içeren hastalıkların nedenlerinin teşhis edilememesi, ağrının sürekli devam etmesi
o Annenin depresyon geçirmesi
o Çok genç ya da yetersiz ebeveynlik

 

Otizm ve Reaktif Bağlanma Bozukluğu Arasındaki Benzerlikler
Bu iki gelişimsel bozukluk arasındaki benzerlikler aşağıda sıralanmıştır:
o  Anlamlı yüz ifadesinin olmaması
o Sözel uyarana tepkisizlik
o Fiziksel teması reddetme
o İletişimde nitel bozulma
o Ekolali (ses taklidi)
o Hayali oyun eksikliği
o Tekrarlayıcı davranışlar

 

Reaktif Bağlanma Bozukluğunda Tedavi
Sosyal iletişim alanında sorun olduğu keşfedildikten sonra:
o Aile çocuğu nasıl yönlendireceği konusunda eğitilmeli
o Ebeveynlik becerileri artırılmalı
o Annenin depresyonu varsa tedavi edilmeli
Eğitim sürecinden sonra Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı konmuş çocuk, otizmden farklı olarak kısa sürede konuşmaya ve taklit etmeye başlar.    3 aylık tedavi programı  ile sosyal-iletişim alanında artma, tekrarlayıcı davranış bozukluklarında düzelme, dil becerilerinde artma görülebilmektedir.
Çocukluk deneyimlerimizin etkisinden kurtulmak bizim için bile çok zor olmasına rağmen  Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan bir çocuk tamamen normal bir yaşam standardı yakalayabilir.  Olumlu yönde geribildirim alınabilmesi için RAD’lı bir çocuğun yaklaşık 12 yaşından önce bağlanma terapisine başlaması ve iyileşmeyi istemesi gerekmektedir.
Tedavide Uygulanabilecek Eğitsel Yöntemler
Geleneksel ve davranışçı terapiler reaktif bağlanma bozukluğu taşıyan çocukların eğitimlerinde daha az başarı sağlamaktadır. Doğal olarak geliştirilen yöntemler daha etkilidir ve eğitimlerinde yapılandırma bir gerekliliktir.
Yaygın olarak kullanılan bağlanma terapileri çocuğun semptom olarak ortaya çıkan davranışlarını değiştirmekten ziyade çocuk ile ailesi arasındaki bağı güçlendirmek üzerine kuruludur. Bağlanma bir kere gerçekleştiğinde, arzu edilen duygular, davranışlar, tutumlar ve düşünme şekilleri de kendiliğinden gelişecektir. Terapi süreçleri iki temel prensip üzerine kuruludur: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının hem sevgiye hem de sınıra ihtiyaçları vardır.
Ebeveynler çocuklarına karşı sevgi dolu, nazik, ilgili olurken bir diğer yandan da açık ve uygun limitler koymalıdırlar. Ebeveynler kontrolü ele geçirmek için tehdit, ceza ve korkuya başvurmamalıdır. Bu metotlar tüm çocuklarda karşıt tepkilerin gelişmesine neden olur, uyum davranışından çok isyankar bir tutuma yol açar.
Bireysel terapiler reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının tedavi sürecinde çok etkili değildir. Bu yüzden aile terapisi daha çok tercih edilir.  Ebeveynler terapi sürecinde daima hazır olmalıdır. Oyun ya da konuşma terapisinden, çok geçmiş travmalara yönelik konuşmalar daha etkilidir.
Terapinin diğer önemli bir parçası da ebeveynin eğitimidir. Birçok insan kendi ailelerinin ebeveynlik kalıplarını alır, fakat bu bir reaktif bağlanma bozukluğu çocukları için genellikle uygun görülmez. Çocuklar anne – baba sevgisini reddettikleri için ailelerin özel beceriler geliştirmeleri gereklidir. Terapi sürecinde ebeveynler de, sevgi istemeyen ve ebeveynini reddeden bir çocuğa sevgi vermeyi ve ebeveynlik yapmayı öğrenirler. Aileler ayrıca, kendi çocuklarının içsel düşünme mekanizmalarını öğrenirler. Çocuklarının nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davranışlarını anlamaya çalışmalıdırlar. Ebeveyn eğitiminin bir amacı da, anne babaları çocuğun acısından korumak ve çocuğun davranışlarından yara almadan duygularını kontrol etmeyi öğrenmektir. Bu beceri çocuğun bağlanma geliştirmesi sırasında ebeveynin sevgisini kaybetmeden sürdürmesine yardımcı olur.
Sonuç olarak, tedavinin amaçları erken kayıpların telafisi, güven duygusunun kazanımı, duyguların şekillenmesi, içsel kontrolün gelişmesi, karşılıklı ilişkilerin kurulması, dışsal yapılara ve sosyal kurallara uygun tepkilerin öğrenilmesi ve yanlış düşünce kalıplarının düzeltilmesi ve özsaygının geliştirilmesidir.

 

Anne – Babaların Yapabilecekleri
Sarılmaya vakit ayırma: Bu çocukların fazlasıyla sevgiye ihtiyaçları olduğu için bağlanmayı artıracak tepkiler verilmelidir ( sarılama, sallanma, dokunma…).
Göz Kontağı Kurma : Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan çocukların tipik özelliği yakınlarıyla göz kontağı kurmazken; yabancılarla çok rahat kurabilirler. Ebeveynlerin yapması gereken her fırsatta çocuğu göz kontağı kurmaya zorlamaktır.
Sağlam bir şekilde oturtma: Hata yaptığı zaman kendini kontrol etmeyi ve sabretmeyi öğrenebileceği bir yöntemdir (sesten ve diğer dış uyaranlardan uzak dikkatini dağıtmayacak bir yerde).
Sınırları ortadan kaldırma: Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan çocuklar kendilerine çok yaklaşılmasına izin vermezler. Onlarla iyi iletişim kurmak için kendi sınırlarımızı ortadan kaldırmamız gerekir. Onların bağlılığını kazanmak ya da iyi bir davranış elde etmek için öfkemize hakim olmalıyız.
Televizyon, bilgisayar, video oyunları ve radyo: Bu çocuklar pasif aktivitelerden mümkün olduğunca uzaklaştırılmalıdır. Televizyon, bilgisayar gibi araçlarla olan ilişkileri sınırlandırılmalıdır. Bunların yerine lego, vs.. gibi problem çözme yeteneğini geliştirecek aktivitelere öncelik verilmeli.
Mobilya, ev eşyaları: Reaktif bağlanma bozukluğu çocuklarının evdeki eşyalara zarar verdiği sıklıkla görülür. Bu davranış bozukluğu da aileleri tedirgin eder ancak ebeveynlerin ilişkilerini bunun üzerine kurmamaları gerekmektedir.
      Arkadaş ve akrabalar: Başka mekânlarda nasıl davranacağını bilemediğinden arkadaşlarını eve çağırmak arkadaşlık ilişkilerine zarar vermemek ve davranışlarını daha kolay kontrol altına almak açısından daha etkilidir.

Kaynakça
www.todev.org

Fenilketonür Nedir ?

Fenilketonüri nadir görülen kalıtsal metabolik hastalıklardan biridir. Anne ve babasında hastalık yapmayan bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır.
Fenilketonüri nadir görülen kalıtsal metabolik hastalıklardan biridir. Anne ve babasında hastalık yapmayan bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve babanın taşıyıcı olması halinde bu çiftin her çocuğunda görülme ihtimali % 25 dir. Fenilketonüri, toplumumuzda hala yeterince bilinmemekte ve tedavi edilmediği taktirde çocuğun ömür boyu özürlü kalmasına sebep olmaktadır. Bu hastalıkla doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asidi sindiremezler, sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında biriken fenilalanin ve artıkları, çocuğun gelişmekte olan beynini harap eder ve ileri derecede zeka özürlü olmasına, sinir sistemini ilgilendiren daha bir çok belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur.

 

Belirtileri Nelerdir?
       Hayatın ilk bir kaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekler sağlıklı bebeklerden ayırt edilemez. Fenilketonürili çocuklarda 5 -6 aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır. Ayrıca kusma, aşırı el, kol, baş hareketleri, havale nöbetleri, ciltte döküntüler, idrar ve terin küf gibi kokması hastalığın önemli belirtilerindendir. Bu çocukların % 60’ında göz, kaş ve cilt rengi anne-babaya göre daha açıktır.
Fenilketonüri Hastalığı Yeni doğan Döneminde Tanımlanabilir
        Fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin, beyni etkilenmeden, erken olarak tanınması çok önemlidir. Bu amaçla geliştirilmiş her yeni doğan çocuğa uygulanabilen bir tarama testi vardır. Doğumdan 72 saat sonra özel bir filtre kâğıdına alınan 2 damla kan teşhis için yeterlidir. Hasta bebek hayatın ilk günlerinde tanındığında uygun diyet tedavisi ile zekâ geriliği önlenebildiği için gelişmiş ülkelerde tüm yeni doğanların fenilketonüri yönünden taranması zorunluluğu vardır.
Nasıl Tedavi Edilebilir?
        Fenilketonüri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide genel ilke gıdalar ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisinde fenilalanini çok azaltılmış ya da fenilalanin içermeyen özel ve ilaç niteliğinde mamaların ve tıbbi ürünlerin kullanılması gereklidir. Fenilketonüri yeni doğan taraması ile saptanıp ilk 3 ayda tedaviye başlanmaz ise hastalığın şiddetine uyan zihinsel özür gelişmesi kaçınılmazdır. Tedaviye mümkün olduğunca erken başlanması zihinsel performansı olumlu etkileyecektir.
Hastanın belli aralarla beslenme durumu değerlendirilmeli, kan fenilalanin ve tirozin düzeyi ölçülmeli ve ölçüm düzeylerine göre diyeti ayarlanmalı, zihinsel gelişimi izlenmelidir. İlk 2 yaşta haftada iki kez, 2- 4 yaş arasında haftada bir, 4-10 yaşlarda 15 günde bir, daha sonra ise ayda bir kez kan fenilalanin düzeyi ölçülmelidir. Kan fenilalanin düzeylerinin 0-12 yaş arası 2-6 mg/dl,12 yaşından sonra 2-11 mg/dl, fenilketonürili hastanın gebeliği süresince ise 2-4 mg/dl değerleri arasında tutulması gerekir.
Tedavi en az beyin dokusunun en hızlı geliştiği hayatın ilk 8-10 yılı boyunca çok iyi şekilde uygulanması gerekmekle birlikte diyet tedavisi yaşam boyu olmalıdır. Yeni doğan döneminde diyet tedavisi başlanmış fenilketonürili hastalar, yetişkin olduklarında diyeti bırakırlarsa algılamada güçlük, dikkat azalması gelişmektedir.
Anne sütü bebeklerin büyüme ve gelişmesi için gerekli olan bir besindir. Fenilketonürili bebekler de anne sütü ile birlikte fenilalaninsiz karışımlar (tıbbi mama) kullanılarak ve kan fenilalanin değerleri yakından izlenerek beslenebilirler. Yapılan çalışmalar yaşamın ilk yıllarında anne sütü alan fenilketonürili bebeklerde büyüme ve zihinsel gelişimin daha iyi olduğunu göstermektedir.
Bu hastalığın zamanımızdaki tek tedavi yolu fenilalaninden kısıtlı diyettir ve bu diyet tedavisinin aile, metabolik hastalıklarda uzmanlaşmış çocuk hekimi, diyet uzmanı ve laboratuar uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından izlenmesi gerekmektedir. Tedaviye uymayan hastalarda zihinsel ve gelişimsel bozukluklar olabileceği için hasta sahibi olan ailelerin diyeti çok iyi öğrenmesi gerekmektedir. Annenin ilk çocuğu hastalıklı olarak doğmuş ise ikinci bebeğin daha anne karnında iken hasta olup olmadığının belirlenmesi yani anne karnında erken tanı mümkün olabilmektedir.

Ülkemizde Fenilketonüri Hangi Sıklıkta Görülür?
Fenilketonüri Amerika’da ve bir çok Avrupa ülkesinde her 10.000- 30.000 yeni doğanda bir görülmesine karşın ülkemizde 3.000-4.000 yeni doğanda bir görülmektedir. Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü ülkelerden biridir. Ülkemizde akraba evliliklerinin sıklıkla yapılması anne ve babanın taşıyıcı olduğu bu gibi hastalıkların yüksek sıklıkta izlenmesine neden olmaktadır. Akraba evliliği hastalığın görülme sıklığını artırıyor olsa da, akraba olmayan bireylerin de çocukları hastalıklı doğabilir. Çünkü Türkiye’de her 100 kişiden 4 ü bu hastalık açısından taşıyıcı durumundadır.
Kalıtsal bir metabolik hastalık olan fenilketonüri, toplumumuzda hala yeterince bilinmemekte ve birçok çocuğun ömür boyu özürlü kalmasına sebep olmaktadır. Bu konuda sağlık kuruluşlarına ve hekimlere ailelerin uyarılması konusunda büyük görev düşmektedir. Bir damla kan ile bu hastalığın önlenmesi mümkün olabilmektedir.

 

Aralık 2010 tarihi itibari ile dil ve konuşma problemi olan bireyler için konuşma terapisi uzmanımız değerlendirme ve seanslara başlamıştır. Uzmanımız konuşma terapisi eğitimini yurtdışında tamamlamış lisans eğitimi sonrası yüksek lisans ve doktora eğitimi de almıştır. Tüm öğrenci ve velilerimize gururla haber veriyoruz…. Yeni adresimizde Modern binamızda ve İSO 9001 Kalite güvencesi ile Kartal Pendik Maltepe Tuzla Sultanbeyli Sancaktepe ümraniye Kadıköy ilçelerinden gelen öğrencilerimize hizmet veriyoruz.
Kaynak : Dr. Alper Soysal- Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu

Çocukta yedi yaşından önce başlayan, en az iki ortamda (ev,okul)altı ay süreyle yaşına ve gelişim seviyesine uygun olmayan dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik(hiperaktivite) ve dürtüsellik belirtileriyle görülen bozukluğa denir.

Dikkat eksiklği ve hiperaktivite bozukluğu gösteren bireylerde öğrenme-davranış problemleri görülmektedir.

 

NEDENLERİ

 

PSİKO- SOSYAL ETMENLERİ ; İlk çocukluk dönemindeki eğitim hataları,çocuktan yapabilceğinden fazlasını bekleme,korkulu olma,az yada yanlış motivasyon,gelişim krizleri,olumsuz yaşam şartları

BİYOLOJİK VE GENETİK ETMENLER;Beyin zedelenmesi,genetik etmenler,beyindeki işlevsel ve yapısal anormallikler,biyokimyasal değişimler,merkezi sinir sistemindeki yapısal ve işlevsel bozuklıklar.

 

TANI ÖLÇÜTLERİ

 

1-Aşırı Hareketlilik/Hiperaktivite

2-Dikkat Eksikliği

3-İmpulsivite(Dürtüsellik)

 

AŞIRI HAREKETLİLİK

Aslında her çocuğun hareketli olması beklenir. Çocuk koşar,düşer ve gürültü çıkarır. ancak DEHB’de ise çocuğun hareketliliği aşırıdır.Genellikle bu çocuklar bir motor tarafından sürülüyormuş gibi sürekli hareket halindedirler ve çok fazla enerjileri vardır. Yükseklere tırmanırlar, koltuk tepelerinde gezer, ev içinde koştururlar. Ama durgun bir şekilde oynamayı beceremez,bir süre sakin bir şekilde oturamazlar.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ

Çocuklarda dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir. Okul da çabuk sıkılan ve bıkan çocukları oyuncaklarından dahi sıkılıp kısa bir süre sonra ilgileri dağılır. ödev yapmayı sevmez, ödev yapmakta hayli zorlanır. Masanın başına oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahanelerle sık sık masa başından kalkarlar. Anne, babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler, bir işi bitirmekte zorlanırlar, bir iş bitirmeden diğerine geçerler. Kendileriyle konuşan kişiyi dinliyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.

 

Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla hemen dikkatleri dağılır, başka nesnelerle ilgilenir, elindeki kalem, defter ve oyuncak  gibi malzemelerle uğraşır, sınıf dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar sergilkeyebilir.

Okuma yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Unutkandırlar. Sınıfta sık sık eşya kaybederler

.

İMPULSİVİTE(DÜRTÜSELLİK)

Sonucu düşünmeden eyleme geçme olarak tarif edilebilecek olan impulsivite bu çocukları genel özelliklerindendir. Sabırsızlıkları, sırasını beklemede güçlük çekmeleri ve yönergeleri dinlemeleri, kendisi ve çevresindekiler için zararlı olabilecek fevri hareketleri ve sınır tanımadaki zayıf becerileri gibi özellikleri vardır. Olaylara aşırı tepkiler verebilirler.

 

 

TEDAVİ

Tedavinin ilk şartı aile,okul ve hekim arasında sıkı işbirliğidir. Çünkü DEHB evde davranış sorunları yaşamasına neden olur.Öğrenmeyle ilgili sorunların yanında arkadaş ilişkilerinde yaşadıkları güçlük aile ve okulun ortak ve sağlıklı yaşamlarıyala aşılabilir.

 

Öncelikle aile hiperaktivite konusunda bilgilendirilmeli. Çünkü çocukta var olan sorunu başka yrlerde aramak, çözüm üretmeyi engellediği gibi, telafisi mümkün olmayan yanlış uygulamalara neden olacaktır. Bu yüzden ilk olarak çocuğun davranışları belirlenmeli ve bu davranışları düzeltmeye yönelik program hazırlanmalıdır.

 

DEHB OLAN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

  • Çoğunlukla elleri ayakları kıpır kıpırdır ve oturduğu yerde kıpırdanıp durur.
  • Çoğu zaman hareket halindedir.
  • Dikkati konu dışı uyaranlarla çabuk dağılır.
  • Zihinsel çabayı gerektiren ders dinleme, ders çalışma, okuma-yazma görevlerini yerine getirmede zorluk çeker.
  • Ödevlerde ve sınavlarda dikkarsizce hatalar yapar.
  • Sabırsızdır, sırasını beklemekte zorluk çeker.
  • Kendisiyle konuşulduğunda sanki dinliyormuş izlenimini verir.
  • Sakin ve gürültüsüz biçimde oynamakta zırluk çeker.
  • Çoğu zaman düşünmeden tehlikeli işlere girer.

 

ÖZELLİKLERİ

 

BİLİŞSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Zekaları normal ya da normalin üstüne olmasına rağmen dikkatleri çok kısa süreli ve çabuk dağıldıkları için genellikle öğrenme prblemleri yaşamaktadırlar.Genellikle başladıkları işi sonlandırmada güçlük çekerler.Devamlı dikkat ve emek isteyen işlede çalışmak istemezler.Dikkatlerini uygun olarak ortama yönlendirmede güçlük çekerler.Çalışmaları plansız,düzensiz ve karmaşık bir biçimde sürdürürler.günlük işlerinde genellikle unutkandırlar.Okuma ve yazma becerilerinde sıkıntılar yaşayabilmektedirler.

 

MOTOR GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Bazı dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda gelişimsel gerilik görülebilmektedir.Motor koordinasyonu bozuk olabilmektedir.Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olançocukların çoğu ince motor becerisi gerektiren işlerde özellikle yazı yazmada zorluk çekerler.

 

SOSYAL VE DUYGUSAL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Dikkat sürelerinin kısa olması ve çocukların atak olmaları sosyal kuralları öğrenmelerini güçleştirmektedir.Bu nedenle arkadaş bulmakta ve kurallarına göre oyun oynamakta güçlük çekebilmektedirler.Eşyalarını,kitaplarını,kalemlerini ve oyuncaklarını sık sık kaybetmektedirler.

 

DİL VE KONUŞMA ÖZELLİKLERİ

Konuşurken ses ve sözcük atlamaları görülebilir.

 

 

 

Dikkat eksikliğinin ne olduğunu anlatabilir misiniz?

Eğer çocuğunuzda dikkat eksikliği var ise;

* Yönergeleri başından sonuna kadar takip edemez,
* Dikkatini yaptığı işe veya oyununa vermekte zorlanır,
* Evde veya okulda yapacağı işler ve aktiviteler için gerekli malzemeleri kaybeder,
* Dinlemez,
* Detayları gözden kaçırır,
* Düzensiz görünür,
* Uzun süre zihinsel çaba gerektiren işleri yapmakta zorlanır,
* Unutkandır,
* İlgisi kolayca başka yönlere kayar.

Çocuklarda dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir. Okul da çabuk sıkılan ve bıkan çocukları oyuncaklarından dahi sıkılıp kısa bir süre sonra ilgileri dağılır. ödev yapmayı sevmez, ödev yapmakta hayli zorlanır. Masanın başına oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahanelerle sık sık masa başından kalkarlar. Anne, babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler, bir işi bitirmekte zorlanırlar, bir iş bitirmeden diğerine geçerler. Kendileriyle konuşan kişiyi dinliyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.

Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla hemen dikkatleri dağılır, başka nesnelerle ilgilenir, elindeki kalem, defter ve oyuncak  gibi malzemelerle uğraşır, sınıf dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar sergilkeyebilir.

Okuma yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Unutkandırlar. Sınıfta sık sık eşya kaybederler.

 

Bu öğrencilerimiz gereken desteği aldıklarında pek çok başarılara imza atabilirler. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan pek çok ünlü bulunmaktadır. Ancak ne yazıktırki Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan pek çok kişi eğitimini kapasitesi ölçüsünde tamamlayamamış ve ulaşması gereken başarılara ulaşamamıştır. Burada özel ve farklı olan bu çocuklarımızın bir desteğe ihtiyacı olduğu muhakkaktır.

 

Devlet Hastanelerinden bu öğrenciler için heyet raporu alınarak kaynaştırma programına tabi olmaları sağlanmakta Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bu öğrencilerin özel çocuklar olduğunu kabul etmektedir. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylanmış bir destek eğitim programı olmadığından bu öğrencilerimizin destek eğitim ücretlerini Milli Eğitim Bakanlığı ödememektedir.

Kaynaştırma Eğitimi

* Özel eğitim gerektiren bireylerin
* Akranları ile birlikte
* Eğitim ve öğretimlerini
* Bütün kademelerde sürdürme esasına dayanan,
* Destek hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarıdır.

Başka bir deyişle engelli bireylerin engeli olmayan bireylerle eğitsel ve sosyal olarak bütünleşmesini sağlama işlemidir.
Her insanda olduğu gibi özel eğitime muhtaç birey de sevilmek, takdir edilmek, beğenilmek, değer görmek ve kimseye bağımlı olmadan yaşamak ister.

Bu onların en doğal hakkı olduğu gibi, toplumsal bütünlüğün ve kalkınmanın temelidir.
Özel eğitime muhtaç çocuklara verilen eğitimin niteliği ne kadar iyi olursa olsun sonuçta onu, içinde yaşadığı toplumun bir üyesi haline getirmiyor ve kabul görmesini sağlamıyorsa verilen eğitim işe yaramayacaktır.
Bu nedenle kaynaştırma eğitimi her türdeki özel eğitim gerektiren bireyin devam ettiği okullarda bir hizmet alanı olarak görülmesini ve bazı tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir.

 

Kaynaştırmanın Amacı
*Çocuğu normal hale getirmek değil,
* Onun ilgi ve yeteneklerini
* En iyi şeklide kullanmasını sağlamak
* Toplum içinde yaşayabilmesini kolaylaştırmaktır.

 

Tarihçesi
Tarihsel olarak geçmişe bakıldığında engellilerin normal gelişim gösteren akranlarından ayrı olarak özel eğitim okullarında veya özel eğitim sınıflarında eğitildiği görülmektedir.
İkinci dünya savaşı sonrası 1950’li yıllarda çok nadir dile getirilmeye başlanan engelli bireylerin engelli olmayan yaşıtlarıyla aynı eğitim ortamını paylaşması fikri 1960’lı yıllarda giderek fazla taraftar bulmaya başlamıştır.
Bu dönemde yapılan araştırmalarda bu öğrencilerin bir çoğuna normal sınıflarda okuma hakkı verildiğinde normal akranlarıyla ilişki kurabildiği ve sınıf aktivitelerine katılabildikleri görülmüştür.
Hareketin öncülüğünü ise engelli bireylerin ebeveynleri başlatmıştır. Bu dönemlerde dünyada kaynaştırılmaya başlayan ilk engel grubunu görme engelliler oluşturmuştur.

 

Dayanağı
* 573 sayılı “Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” (Madde 12)(30.05.1997)
*Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği (Madde 67)(18.01.2000)
* Anayasa (Madde 42)

 

Kaynaştırma Eğitiminin İlkeleri
* Özel eğitim gerektiren bireyin akranlarıyla aynı kurumda eğitim görme hakkı vardır.
* Kaynaştırma, özel ve genel eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır.
* Hizmetler yetersizliğe göre değil, eğitim gereksinimine göre planlanır.
* Karar verme süreci aile-okul-eğitsel tanılama sürecine göre gerçekleşir.
* Kaynaştırmaya erken başlamak esastır.
* Kaynaştırmada bireysel farklılıklar esastır.
* Duyu kalıntısından yararlanmak esastır.
* Gönüllülük, sevgi, sabır, gayret gerekmektedir.
* Eğitim normal insanlarla ve doğal ortamlar da verilmelidir.
* Eğitim, bireyi toplumun bir parçası haline getirmeyi amaçlar.

 

Kaynaştırma Eğitiminin Yararları
* Özel Eğitim Gerektiren Bireylere,
* Normal Çocuklara,
* Ailelere,
* Öğretmenlere yararları vardır.
KAYNAKÇA
ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON SİTESİ